Düşüncenin Babası Sokrat…
Düşünen insan “İnsan-ı Kamil” yolunda ilk adımı atan insandır. İşte bu yüzden Bektaşilik anayasasının ilk prensibini “Düşünen İnsan İstiyoruz” şeklinde oluşturmuştur…
Düşünce Bektaşinin hayatında bu kadar önemliyse, düşüncenin ustalarından belki de en büyük ustalarından biri olan Sokrat da önemli olmalı. Hatta ona hemen bir ad verebiliriz. Düşüncenin Babası...
Sokrat M.Ö. 469′da Atina’da doğar. Babası bir taş ustası olan Sophroniskos’tur. O zamanlar yontu sanatı önemliydi. Özellikle mimari bol yontu kullanırdı. O da güzel yontularıyla tanınan, iyi bir ustaydı. Sokrat’ın annesi ise ebelik yapardı. Yöredeki birçok çocuğun, Sokrat’ın çocukluk arkadaşlarının ebesi oydu. Hür bir ailenin çocuğuydu Soktrat. İşin ilginç tarafı, hem annesi hem babası çalışan tek aile onunkiydi. Her halde bu özellik onun özgür düşünebilme yetisini geliştirmesinde etkin olmuştur. Kendilerine güvenen, varlıklı, becerikli, saygın, hür bir ailenin çocuğu olarak yetişmişti. Boş zamanlarında spor yapma olanağını iyi kullanmış, kuvvetli, yapılı bir vucuda da sahiptir. Sokrat varoluşun sırrını ararken, “insanın kendini tanımasının” önemini keşfetmiştir. İnsanın en büyük ürününün ise “yasalar“, “kurallar” olduğu kanısına varmıştır. Bir adım daha ileri giderek, “İnsanların koyduğu yasalar, Tanrı’ların koyduğu yasalardan önemlidir” demiştir ve bu inancı savunması onun ölümüne neden olmuştur.
Düşünen beyinin ilk eylemlerinden biri “öğrenmektir“… Sokrat da hayatın en büyük zevklerinden birinin “öğrenmek” olduğunu savunur ve yaşamı “öğrenmekten zevk almak” olarak tanımlar. Örneğin piyano çalmak değil, çalmayı öğrenmek daha zevklidir…
Sokrat “insanı tanımaya ve tanıtmaya çalışmıştır“. İnsani olan her şey onun ilgi alanına girmiştir.Tüm bu alanlarda düşünmüş ve çevresindekileri düşündürmüştür. Soru-cevap metoduyla düşünme, öğrenme ve sorgulama işlemlerini kurumsallaştırmıştır.
Sokrat varsıl doğar, yoksul ölür. Üç oğlu olur ama onlara kendi yetiştiği imkanları sağlayacak parası yoktur. Mahkeme tarafından mahkum edildiğinde, para cezasını talep edebilecektir ama yoksul olduğu için verecek parası yoktur. Bunu bir erdem olarak kabul eder, savunmasında kullanır. Savunmasında politikanın doğruluk için savaşanlara uygun bir iş olmadığını da belirtir. Gençlerin kafalarınd eleştirel düşüncenin tohumlarını yeşerttiği için siyasal iktidarı korkutmuştur. Siyasal iktidarın kökeninde üretken halkı aldatmanın yattığını, sömürünün kolaylaştırılması için de bin türlü yalan dolana başvurulduğunu savunur. Sokrat’a göre doğruyu bilenler, bilmeyenlerden daha kolay yalan söyler ve daha kurnazdır.
Sokrat’a göre, akıl ve düşünce yönünden üstün olmak,ahlak üstünlüğünü de içerir. Bilgelik, insan varlığının tümü için gereklidir. O, ölçülülük demektir. Bir bakıma, bilgelik, herkesin kendi isini görmesidir diyen Kritias’ın tanımını yeterli görmüyor, tartişmayı ilerletiyor ve yeni bir tanıma giriiyor. Bilgelik, kendini bilmektir, diyor. Daha sonraları bu tanım Sokrat’ın üzerinde titizlikle durduğu bir tanım haline geliyor.
Sokrat’ın en büyük günahı, göklerde olup bitenlerle uğraşması,yerin altında neler olduğunu araştırmaya kalkmasıdır. Meletos, O, göklerde olup bitenlerle uğraşır, yerin altında neler olup bittiğini araştırır, der. Göklerin gizini, yeraltının niteliğini bulmak çok kötüdür. Çünkü, Tanrı’nın bütün gizleri buralarda saklanmıştır. Gökler delinince, yerler yarılınca, Tanrı’nın güçü azalır, giderek tükenir. Tanrıların gücleri yıkıldı mı, onlar adına egemenlik sürenlerin siyasal iktidarları da tükenir. Adaletin göklerde ya da yerlerin altında olmadığı, üretim güçlerinin ortak kullanımında, üretimin bölüşümünde ve dağılımında olduğu anlaşılırsa, geniş halk yığınları, toplumsal gerceği anlamakta gecikmez. Sokrat dönemine göre, bu gibi sorunlarla uğraşanlar, aslında Tanrılara inanmazlar. Bu yüzden, Meletos, “Sokrat suçludur” diye bağırır. Gökyüzünde, yeraltında olup bitenleri araştırıyor açıkça. “Eğriyi, doğru diye gösteriyor, başkalarına da, kendisi gibi olmalarını öğretiyor” diye suçlanıyor. Eğri diye gösterilen doğru, veya doğru diye gösterilen eğiri!.. Sorun burada yatıyor. Düşünme zahmetine katlanmayanlar, bilimsel akılcı yöntemlere başvurmayanlar, işlerini Tanrı’ya bırakanlar doğruyu akılla değil, gelenekten gelen inanca bağlılıkta arıyor. Yani tanrıya değil, tanrı adına konuşanlara körü körüne inançta sorunu görüyor. Bu yüzden Atina’lılara savunmasında şöyle sesleniyor: “Şimdi nasıl olur da, Tanrı, Beni, Kendimi ve başkalarını inceleyeyim diye filozoflukla görevlendirdiği halde, ölüm korkusuyla işimi bırakır kaçarım?“. Tarihte düşünce suçundan yargılanan ilk örneği böylece görürüz.
Sokrat aklı, düşüncenin merkezine oturtmuş, felsefenin değişik bir nitelik kazanmasına yolaçmıştır. Felsefe yapmak, doğruyu yanlıştan ayırabilmek için yapılan sistemli düşünmedir. İnsanı aramaktır. … İşte burada arayışın ilk adımı İnsan-ı Kamil’ e doğru atılan ilk adımı sezmek mümkündür…
İşte bu yüzden biz de ona Düşüncenin Babası diyelim dedik…
Düşünen insanlar, sevgiyle kalın,
Nazenin…
Bektaşi Fıkraları- Rüya
Bektaşi Babası ile koyu sofu olarak tanınan bir adamcağız bir kentten başka bir kente gitmek üzere aynı kervana katılırlar. Babanın acelesi vardır. Yolda mola vermeden gitmeyi diler ancak adamcağız tutturur ikindi üzeri namaz kılacagim diye.
Bektasi:
” Gec kalmayalım, hem kervanı da kaçirmayalım; iyisi mi sen sünneti birak da yalniz farzı kılıver ” diye ögüt verir.
Adamcağız da bakar ki Bektaşi’nin dediğini yapmakta bir sakınca yok, isteğini yerine getirir. O akşam kervanla birlikte konakladıkları yere varırlar ve erkenden yatarlar. Ertesi sabah sofu, Bektasi’ye sitem eder:
” Bak gördün mü! Dün bana sünneti kıldırmadin, gece rüyama Peygammer Efendimiz girdi!”
Hazır cevaplığıyla tanınan Bektaşi adamin sözünü ağzina tikar:
” Eee be gözüm, daha ne istiyorsun! Farzi da birak hele, bu kez rüyana Tanrı girsin!”
-
Arşiv
- Temmuz 2008 (2)
- Mayıs 2008 (1)
- Temmuz 2007 (2)
- Mayıs 2007 (5)
- Nisan 2007 (4)
- Mart 2007 (6)
- Şubat 2007 (11)
- Ocak 2007 (25)
- Aralık 2006 (47)
- Kasım 2006 (58)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS

