Düşünce Denizi

Psikanaliz ve Din… Erich Fromm

Büyük bir keyifle okumuş olduğum kitaplardan biriydi Erich Fromm’un “Psikanaliz ve Din”i. Bu kitap, Yale Üniversitesi’nde 1950 yılında Erich Fromm’un verdiği bir seri konferans için hazırlanan metinlerin kitap olarak düzenlenmesiyle oluşturulmuştur. Daha önceleri (1937 yılında) aynı üniversitede Carl Gustav Jung’un ‘Psikoloji ve Din” başlığıyla verdiği konferansın büyük ilgi uyandırması Erich Fromm’un konferanslarına yol açmıştır.

Kitapta Fromm önce Freud ve Jung’un din konusundaki görüşlerini karşılaştırır, sonra da kendi din anlayışını ortaya koyar.Çevirmenin önsözünden bir kısmı burada bilgilerinize sunuyorum:

“Konfüçyüs’ün, Lao -Tse’nin Buddha’nın, Sokrat’ın, Spinoza’nın ve peygamberlerin sözleriyle dile gelen tüm büyük dinlerin özü aynıdır ve insancıl değerleri savunup, insana önem verirler. Bu hümaniter dinler, akıl, sevgi ve adaletin sözcüsüdür. İnsan varoluşunun amacını da, insanın akıl ve sevgi güclerini kullanarak özgürlük ve bağımsızlığa ulaşması ve kendi sorumluluğunu taşıyacak güce erişmesi, böylelikle de gerçeğe yaklaşması biçiminde ortaya koyarlar.
Ve İşte Freud dine karşı gibi görünse de, gerçekte dinin öz değerlerine sahip çıkıp, onların yozlaşmasını önlemek istemektedir. Onun karşı olduğu şey, dinin kurumlaşmış biçimleridir. Çünkü din nerede toplumdaki egemen güçlerle bir işbirliğine girişmişse, orada bu hümaniter özünden uzaklaşmıştır.”

Fromm’un kendisi de hümaniter bir evren dini taraftarıdır. bu nedenle açıkça Freud’u savunur ve otoriter din tanımının temsilcisi olarak gördüğü Jung’u sert bir biçimde eleştirir.
“Otoriter din, insanların kendi dışlarındaki görüp, bilemedikleri bir güce kayıtsız, şartsız teslim olmaları ilkesine dayanır. u dinde en büyük erdem itaat, baş günah ise itaatsizliktir. Tanrı herşeyi bilen, en güçlü olan ve cezalandıran, insan ise zavallı, güsüz ve anlamsız olandır. İNsan için tek kurtuluş, kendini Tanrı’ya adaması ve kendindeki tüm güçleri, tüm değerli yanları reddetmesidir. Ama bu tutum, gerçek dine ve onun özüne terstir” diyen Fromm, şöyle devam eder: “Dindarım demekle dindar olunmaz. Asıl önemli olan doğru ve adaletli yaşamak ve bunu gerçek yaşamda uygulamaktır.” Bu nedenle Jung ve diğer otoriter din taraftarlarının idn yanlısı gibi gözükmelerine rağmen, hiç de dindar sayılamayacaklarını belirtir Fromm.
İnsan, kendisinin ve evrendeki yerinin bilincine varmalı, kendi sınırlarını tanımalıdır. Kendi dışında bulunan ve etkileyemediği bazı güçlere bağımlı olduğu gerçeğini de anlaması gerekir. Ancak, insanın kendi sınırlarını tanıması ile kendini aşan güçlere tapınması, arı ayrı şeylerdir. İnsan, kendine özgü olan akıl ve sevgi güclerini geliştirip, kullanarak özgürlüğüne ve içsel bağımsızlığına ulaşabilir.”
Evet işte Fromm böyle düşünmektedir ve onun için en önemli sorun: “Tanrı’ya inanmak ya da inanmamak değil, insancıl bir yaşam biçimi ile otoriter ve puta tapıcı bir yaşantı arasındaki ayyrımda gizlidir.”

Aslında Fromm da “inançlı” bir insandır. Kendisiyle yapılan özel ropörtajlarda buna yer yer değinir. Dindar bir çocukluk geçirdiğinden, gelecekteki bir mesih umudundan söz eder. Ama bunu açıkça dile getiremez. Çünkü icinde bulunduğu toplumda din ya da dini inan, kilise-ekonomik güler-baskı üçgeninin içinde sıkışmıştır. Orda dinden söz etse, toplum onu dışlar ve “kiliseci” olarak damgalardı. İşte bu nedenle Fromm için bazı olgular “düşünülemez” bazıları da “söylenip”, “açıklanamaz” olarak kalmıştır.

… kapakta yer alan “İnsan bir Tanrı mi?” sloganı, belki de birçok kişinin tepkisini çekti. Halbuki olaya mistik ya da tasavvufi bir yaklaşımla bakınca, birbirine ters gibi gelen şeylerin, aslında bir ve aynı olan, tek bir gerçekliğin, farklı görüş açıları ile değişik yanlarını görebilmekten doğduğunu farkediyoruz.
Dünyanın birbirinden ayrı birimlerden oluştuğunu ve ayrışık, bağımsız olguların, bir makine düzeni ile işlediğini varsayan “maddeci-mekanistik” görüş, artık giderek aşılıyor. Çağdaş bilim dünyayı ve hatta tüm evreni, birbiriyle içten bağlı, sürekli haberleşme ve etkileme içinde olan bir bütünsellik biçiminde ele alıyor.
Ayrılıkçı ve maddeci görüş, “Tanrı” kavramını da kendi anlayışına uygun bir biçimde yorumlar. Bir insan vardır ve bir de, ondan ayrı, bağımsız, üstte yer alan, güçlü yaratıcı bir “Tanrı”. O oradadır, insan da burada. Birisi “yaratır”, öteki ona “tapınır”. Oysa iş, hiç de öyle değildir. Batı aleminde “Tanrı” diye bilinen şeyler , aslında insanda varolan bir takım içsel ve potansiyel güçlerdir. bunları, tıpkı mitolojilerde ya da Hint kozmolojisinde olduğu gibi, bir takım Tanrısal adlarla nitelemek, olsa olsa, bunları akılcılaştırmak ve daha iyi anlamak içindir. Ama, “Yeni Çağ” artık çok farklı olmak zorunda. Görüşlerimizi “gerçeğin bütününü” kavramaya göre ayarlamak durumundayız.
Eğer evren bir Hologram gibi organize olmuşsa, her insan da bir mini lologramdır. Yani evrenin bütün planı, her insanda vardır ve mevcuttur. Ama bizler ancak kendi gelişmişliğimiz oranında, bu “ana bilgi kaynağı”ndan istifade etmekteyiz. Nitekim “kendini bil” , “kendini bilen, evreni bilir*” gibi bircok özdeyiş de buna işaret eder. Yani bütüncül görüş açısından (Doğu mistisizmi ve İslam Tasavvufu) “kendini doğru olanı bilen kişi, herşeyi bilir, evrenle bir olur.” Onlar için, önce kendini bilmek, önce kendini sevmek gelir, Çünkü bu eylem, onları benliklerinden alır, tüm evrenle birleştirir. Oysa bütüncül bir görüşe sahip olmayan kişi için, kendini sevmek ve öne almak, egoistliktir, onu diğerlerinden koparır, kendi içine izole eder ve yalnızlıkla başbaşa bırakır.

Bütüncül ve ayrıştırmacı yaklaşımlar arasında böylesine önemli farklılıklar vardır. Ayrıştırmacı görüşün geliştirdiği “Tanrı” kavramı için, bütüncül görüş şöyle söyleyebilir: “Evet, her insan bir Tanrı’dır, AMa “Allah” değildir. ” İşte bu noktada karşımıza çok temel bir ayrım çıkıyor: Tapılacak Tanrı’lar yoktur, Ancak Allah” vardır. O Allah ve O yaratıcı, varedici ilke, tüm evrensel bütünselliğin içerisinde yer alan ve onunla hem bir, hem de ayrı olan bir olgudur.
Bu gerçekten Kuran’da “Allah bir Tanrı değildir. Ona tapınılmaz, ona ancak kulluk edilir” diye bahsedilir. Evren varedilmiştir. İşleyen bir sistem ve kurallar bütünü vardır. Tüm yaratılanlar gibi insan da, bu yaratılış amacına uygun bir plan içerisinde yer alır. Amacı, kendi potansiyel güclerini sonuna dek ortaya koymak, tekamül etmek ve gelişmektir. Kendi davranışlarını sistemin işleyişine uyduğu oranda tad alıp, ters düştüğü oranda da acı duyarak, yoluna devam eder. İşte “kulluk” budur, tapınmak ya da kendi güclerini reddederek, pasif bir itaate yönelmek değildir. Evrensel kuralların farkına varmak ve onlarla (olabildiğince) uyum içinde yaşayabilme akıllılığını göstermektir.
Yine Kuran’da, dinin temelinde “La İlahe İll Allah” sözünün yer aldığı belirtilir. Bunun doğru çevirisi, bize bu konudaki en temel gerçeği gösteriyor: “Tapınılacak ilahlar (yani Tanrılar) yoktur. Ancak Allah (vardır) . Ve Allah’a tapınılmaz, bütünselliğin kurallarına ve sistemin işleyişine uygun davranılır, O kadar……”

Evet, bu önsözden de anlaşılacağı gibi kitap gerçekten zevkle okunacak bir eser. Çevirmenin önsözünde birşeye dikkatinizi çekmek isterim. İki terim kullanılıyor. Allah ve Tanrı. Burada çevirmen, Allah kavramını daha kapsamlı, Tanrı kavramını daha sınırlı kullanıyor. Bu açıklamayı vermekte yarar var. Çünkü bazı eserlere baktığınızda, Tanrı kavramı en kapsamlı içerik için kullanılır. Yani Tanrı kavramı islam dünyasının Allah kavramı karşılığı olarak yer alır. Oysa bu yazıda durum böyle değildir. Biz kavramları böyle biraz açıklayarak ele alırsak, yanlış anlamaları da önlemiş oluruz.

Belki, arzu edilirse, daha sonra kitabın içinden bazı bölümlerden kısa alıntılara yer verebiliriz.

Sevgiyle kalın,
Nazenin.

30 Kasım 2006 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Tasavvuf

1 Yorum »

  1. kesinlikle harika bi yaklaşım emeğiniz için teşekkür ederim…

    Yorum tarafından ibrahim uğurlu | 25 Mayıs 2013 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: