Düşünce Denizi

Hacı Bektaş Veli’nin doğum ve ölüm tarihleri üzerine…

Sanırım sitedeki yazılara Hacı Bektaş Veli hakkında bilgi vererek başlamalıydık. Ancak, siteyi oluştururken tamamen acemice başladığım için hangi konuya ağırlık vermek isteyeceğimi bile bilmiyordum. Sonra kendiliğinden sitemiz Alevi-Bektaşi Kültürü ağırlıklı olarak şekillendi. Bu yüzden de yazılar arasında bir sistematik bağlantı yok. Her gün, eskilerin deyişiyle, “zuhurattan ne çıkarsa“, onu gündeme getiriyoruz. Sözü gelmişken vurgulayalım, Bektaşi sofralarının da adeti böyleymiş. Baba sofrada hangi konuyu işleyeceğini,ele alacağını önceden planlamazmış. Kimi zaman sofraya katılan misafirlerden esinlenerek kimi zaman da güncel konuların etkisiyle hangi konu zuhur ederse, yani o sırada önemli görünürse, o konuyu açar işlermiş. Ama, örneğin Nevruz veya Muharrem gibi özel günlerde mutlaka o günün anlam ve önemini dile getiren, anlatan konular ele alınırmış. Bunun yanısıra, başka konulara da yer verilebilirmiş… Bizimki de biraz Bektaşi usulu oldu… Zuhurata bağlı gelişti…

Bu kadar ön bilgiden sonra gelelim Hacı Bektaş Veli konusuna. Gerçi Hacı Bektaş hakkındaki bilgilere birçok yerde bulabilirsiniz ama ben size yine de gerek gördüğüm vurgulamalara yer vererek burada değinmek istiyorum. Ola ki, sitemizi takip edenler arasında henüz Hacı Bektaş Veli ile tanışmamış olanlar vardır… Ya da ellerinin altında gerekli kaynakları bulunduramayanlar vardır, hiç değilse onların işine yarar…

Bedri Noyan Dedebaba‘nın Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik adlı eserinde Hacı Bektaş Veli’nin hayatı hakkında yapılmış araştırma ve bulunmuş bilgilerin derli toplu bir dökümünü bulmanız mümkündür.

Edindiğimiz bilgileri toparlayınca, Hacı Bektaş Veli’nin Horasan’ın Nişabur kentinde doğduğunu öğreniyoruz. Doğum ve ölüm tarihleri bazı eserlerde biraz farklılık göstermektedir. Malesef Bektaşilik üzerine yazılmış eserler II. Mahmut dönemi başta olmak üzere çeşitli defalar tahrip edildiğinden kütüphanelerde bu konuda güvenilir kaynaklara ulaşmak henüz pek mümkün değildir. Ancak, halkın elinde Bektaşiliğe düşmanca hisler beslemiş olanlardan gizlenmiş ve korunabilmiş eski evraklar bulunması mümkündür. Bunlar belki zamanla ortaya çıkarılabilecektir. Bir kısım evrak da Bektaşiliğin kapatılma devresinde Naci Baykal Dedebaba zamanında Arnavutluk’a kaçırılarak korunmuştur. Oralardaki kaynaklara ulaşıldığında da yeni bilgiler elde edilebilir. Bu konuda sitemizde verilen bağlantılardan Gazi Üniversitesi bünyesindeki Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Merkezi’nin sitesine girebilir ve onların yayımladığı derginin Arnavutluk arşivleri ile ilgili kısmından yararlanabilirsiniz.

Hacı Bektaş Veli Kütüphanesinde bulunan ve hicri 744 de yazıldığı bilinen Velayetname’sine göre Hacı Bektaş Veli 1242 yılında doğmuş, 1272 yılında Suluca Karahöyük’e yerleşmiş, 1337 yılında da çocuğu olmaksızın , “bila-veled” olarak Hakk’a yürümüştür.

Ahmet Eflaki, Menakıb-ül-Arifin adlı eserinde Hacı Bektaş Veli’nin Mevlana ile görüşmüş olduğunu yazmıştır. Mevlana’nın 1273’te vefat ettiği bilinir. Demek ki bu tarihten önce görüşmüşlerdir.

Aşık Paşazade‘nin Hacı Bektaş’a yönelik bir kıskançlığı vardır. Bazı yazarlar Aşıkpaşazade’nin koyu Sünni inanca sahip olması nedeniyle Hacı Bektaş ve Bektaşi yolu ile ilgili doğru olmayan bilgiler aktardığını ileri sürerler. Dolayısıyle, Hacı Bektaş Veli’nin doğum ve ölüm tarihleriyle ilgili olarak da diğer tüm kaynaklarla uyuşmayan bir zaman ileri sürer. Onun hesaplarına göre Orhan Gazi ile görüşmemiştir. Oysa diğer birçok kaynak görüştüğünü ileri sürer.Orhan Gazi 1235 te Bey olur.

Bedri Noyan Dedebaba kitabında şu bilgilere yer verir: (cilt 1, s:16)

Tarihçi Aşık Paşazade, Tevarih-i Al-i Osman adlı kitabında Hz. Pir Hacı Bektaş Veli’yi teşkilat kurup, bir ocak açamayacak kadar cezbe içerisinde bir derviş olarak kabul etmektedir. Prof. Fuad Köprülü bu görüşü paaylaşmamakta ve Aşık Paşazade’nin kıskançlık yaptığını yazmaktadır. Köprülü’ye göre, “Tarikat silsilesi Kutbeddin Haydar, Lokman Perende, Ahmet Yesevi gibi tanınmış, değerli sofilere çıkan ve Makaalat Fevaid ve Fatiha Suresi Tefsirleri gibi eserler yazan Hacı Bektaş Veli’nin İslam bilgilerine derin bir şekilde vakıf olduğu kesin bir gerçektir. Böyle bir kişinin meczup olduğu düşünülemez”.

Keza, Prof. Fuad Köprülü Aşık Paşazade’den başlayan bu Bektaşi düşmanlığnıın Sunni müelliflerde görüldüğünü, bu yanlış kanaate Avrupalı müdekkiklerle (incelemecilerle) birlikte kendisinin de bir zamanlar kapıldığını, fakat sonradan ele geçirdiği yeni birçok belgede görüş ve fikirlerini değiştirdiğini yazmaktadır. Sayın Köprülü, bu konuda Hacı Bektaş Veli hazretlerinin Tevella, Teberra, On İki İmam Sevgisi ile “Şira-i isnaaşeriyye”yi savunduğunu, Bektaşilerin OSmanlı Saltanatının kuruluşu ile çok alakalı olduklarını kaydetmektedir.”

“Prof. Fuat Köprülü, “Bektaşilik, doğrudan doğruya eski Türkmen an’anesinin doğurduğu ve adeta milli mahiyyeti haiz bir tarikattir. Bununla beraber Bektaşilerin dahi kendi Pirleri hakkındaki malumatları çok basit ve noksandır. Aşık Paşazade tarihinde verilen izahat, cidden tenkid ve tashihe şayan olduğu halde, daha hiçbir Bektaşi onları ilmi bir surette tenkide teşebbüs edemedi” diyorlar. Sayın Prof. F.Köprülü de Aşık Paşazade’nin Hacı Bektaş Veli hakkında verdiği bilginin doğru olmadığını, bu cümlesi ile , pek açıkça anlatmışlardır.

…. demektedir.

ABD’deki Michigan Bektaşi Dergahı’nın yayın organı Bektaşilik Sesi adlı dergiye göre 1236’da Nişabur’da doğmuş, 1256’da Bektaşiliği kurmuştur. Annesi Ahmet Efendi Kızı Hatem Hatun (Hateme Hatun)dur. Babası ise bölge valisi, yöneticisi konumunda yetkili bir kişidir. Dergideki yazıda “Hz. Pir Hacı Mektaş’a babası İbrahim’in vefatında, onun yerine geçip halkı idare etmesi önerilmişse de, kabul etmemiştir. O, kendi yolunda yürümeyi, mistik kemaline ulaşmayı ülkü edinmiştir” denildiği belirtiliyor. Yine bu yazıya göre Hz. Pir 1254’te Hoca Ahmet Yesevi tarafından ekran ile kisve giymiş ve 1255 de Rum’a gitmesi emredilmiştir. 1255’te Suluca Karahöyük’e gelediğinde başka mutasavvıflarla toplantı yapmış, 1256’da da dünyanın ilk Bektaşi dergahını oraya kurmuştur ki, bugün bütün Bektaşilerin en büyük merkezi olarak yine burası tanınmaktadır. Buraya bugün Dergah-ı Pir veya Pir Evi denir. Bektaşi tören ve usullerini tanzim etmiş, zaman zaman gelen yözlerce kişiye nasip vermiştir. Günden güne muhipleri çok artmış ve dervişleri, halifeleri bütün Anadolu’ya yayılmıştır. Yine bu yazıya göre , Hz. Pir’in yaşamı sırasında dervişleri , baba ve halifelerinin sayısı 999.000 ve müridlerinin sayısı 8.000.000 olup, 1313 yılında 93 yaşında Hakk’a yürümüştür.

Kaynaklara baktığımızda, 1209 ile 1337 yılları arasında bir zaman diliminde uzunca bir ömür sürdüğü (çoğu kaynağa göre 90 küsur yıl, bir kaçına göre de 60 küsür yıl) anlaşılıyor.

Peki Hacı Bektaş Veli’nin doğum ve ölüm tarihlerinin şu veya bu olmasındaki farlılık ne ifade ediyor? Öncelikle, Orhan Bey ile görüşüp görüşmediği konusu var. Görüşmüş olsa da olmasa da, Yeniçeri ocağının Bektaşilikle ilişkisi hiçbir şekilde yadsınamaz. Dolayısıyle ister yüz yüze görüşerek Yeniçeri ocağındaki etki merkezi kurumsallaştırılmış olsun, ister Hacı Bektaş’ın gıyabında sonradan onun adına, ardılları tarafından oluşturulmuş olsun, Yeniçeri Ocağının inançsal ortamı, eğitsel ortamı üzerinde Bektaşiliğin formatlayıcı etkisi tartışmasız olarak ortadadır.

Anadolu’ya ne zaman geldiği konusunda da Mevlevi’likle olan ilişkisi bence önemlidir. Bildiğiniz gibi Şems bir Bektaşi dervişi olarak tanınır. Mevlana da Şems’le karşılaşmasından sonra Mevleviliğin asıl ürünlerini vermiştir. Dolayısıyle işlenen felsefe Bektaşilik ve Mevlevilikte bunca benzerlik gösterir. Ancak, biri halk versiyonu, diğeri saray versiyonudur. Ama, ikisi de Türk Tasavvufudur. Hümanist felsefedir. Zaten islam tasavvufunu Arap ve Acem baskısından arındırdığınızda geleneklerinimizin şekillendirmesi Türk Tasavvufunu ortaya koyar. Eğer Şems konusunda söylenenler doğruysa, o tarihlerde Bektaşilik oluşmuş Şems de bu felsefeyle yetişmiş olmalı ki Mevlana ile karşılaşsın ve bu felsefeyi aşılasın… o zaman muhtemelen Mevlana’nın ölümünden sadece bir yıl önce gelmiş olmamalı Hacı Bektaş Anadolu’ya…. Daha önce gelmiş olması daha mantıklı görünüyor.

Sadece Hacı Bektaş Veli’nin doğum- ölüm tarihleri değil, hocası olduğu düşünülen Lokman Baba’nın kimliği üzerinde de farklı rivayetler mevcut.

En yaygın ve kabul gören bilgiye göre, Hacı Bektaş Veli, Herat’ta tekkesi bulunan ve Ahmet Yesevi Ocağına bağlı olan Lokman Pirende tarafından yetiştiriliyor.

Hüseyin Hüsameddin’in Amasya Tarihi’nden bir alıntı var Bedri Noyan’ın kitabında ve buradaki bilgi sanki Lokman Baba’yı daha farklı tanıtıyor:”Baba İlyas Horasani’nin dört üğlu vardı: Şemseddin Mahmud,Muizeddin Ali, Zyaeddin Mesud, Muhliseddin Musa. Bunlara Çür-erkan denirdi. Halifelerinden İbek veya Aybek Baba, Behlül Baba, Saltık Baba, Lokman Baba pek meşhur olup bunlara da Çar-yar denilmiştir. Tarikat-ı Bektaşiyye kurucusu olan Hacı Bektaş Baba bu Çar-yar’dan olan Lokman Baba’nın halifesi idi”…

Ama, kesin olan birşey varsa, Hacı Bektaş Veli Lokman Baba’dan aydınlanıyor.O da Ahmet Yesevi’den…

Hacı Bektaş Veli Anadolu’ya yerleşince ki, o sıralar bu bölgeye “Rumeli” denirdi, burada bulunan dört önemli gruptan biri olan “Abdalan-ı Rum Erenleri” ile görüşmeler yapmış, onları kendi çevresinde toplamıştır. Bunlara ilişkin sayabileceğimiz isimler arasında, Taptuk Emre, İbrahim Hacı, Sarı Saltuk, Nurettin Hoca, Seyyid Mahmudi Hayrani, Ahi Evran, Molla Saadettin (Said Emre) gibi isimler bulunmaktadır. Tüm bu Abdalan-ı Rum’un Bektaşiliğin oluşmasındaki rolu çok büyüktür.

Aynı zamanda, buraya yerleştiği zaman tanıştığı İdris Hoca’nın eşi olan ve kendisinin de “kız edindiği” yani yol evladı olarak kabul ettiği Kadıncık Ana’nın hem Hacı Bektaş’a hem de Bektaşiliğin oluşmasına katkısı büyüktür. Geleneksel olarak aktarılan bilgiye göre, Kadıncık Ana (Kutlu Melek adıyla da bilinir) kendisini hizmete adamıştır. Bütün sofralarda onun hizmeti vardır. Maddi ve manevi olarak hizmet eder… Kadıncık Ana olmaksızın sofralar açılmazmış. Velayetnameye göre Hacı Bektaş Veli himmetini de Kadıncık Ana’ya intikal ettirmiştir. İşte bu yüzden Hacı Bektaş’ın emaneti, himmeti, dolayısıyle onun evlatları Kadıncık Ana kanalıyla devam etmiştir. Bu cümle aynen bu şekilde doğrudur… Çünkü Kadıncık Ana daha sonra dergahta yeni dervişlerin, babaların yetişmesinde etkin olmuş, bildiğini öğreterek aktarımda bulunmuştur. Abdal Musa’nın yetişmesindeki rolü yadsınamaz. Bazıları Hacı Bektaş’ın soyunun Kadıncık Ana’dan devam ettiği şeklinde yorumlamıştır olayı ve bu nedenle de onun Hacı Bektaş’la evlendiğini ileri sürmüşlerdir. Diğer bazıları ise, bunun bir manevi olay olduğunu, irşad ve himmet olayı olduğunu ileri sürmüşler ve yine bu yol evlatlığı bağının Kadıncık Ana kanalıyla sürdürüldüğünü kabul etmişlerdir. Sonuçta, ister bel evladı, ister yol evladı kanalıyla olursa olsun, Hacı Bektaş Veli’nin ardındaki en önemli kişi Kadıncık Ana’dır.

Kadıncık Ana’nın Hacı Bektaş Veli’nin Anadolu’ya gelişinde orada var olan dört zümreden Baciyan-ı Rum’un başı olduğu da söylenir. Baciyan-ı Rum teşkilatı, Ahilik müessesesinin kadınlar kolu şeklinde işleyen bir Kadın esnaf kurumudur.

About these ads

22 Aralık 2006 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, kadın

8 Yorum »

  1. Böyle bir çalışma yapmış olmanız çok güzel sanırım sizde alevi olmanızla gurur duyuyorsunuzdur. teşekkürler.

    Yorum tarafından bombaci | 9 Ocak 2007 | Cevapla

  2. Yorumunuz icin tesekkur ederim.
    Alevi bir aileden olmak bu felsefeyi, dünya görüşünü erkenden tanımak fırsatı verebildigi icin insanin kendini sanslı sayması çok doğal. Ancak, boyle calismalar yapmak, bu dünya görüşünü benimsemek ya da bu dünya görüşüne hayranlık duymak için mutlaka bir Alevi ailede doğmuş olmak gerekmediğine inanıyorum. Önemli olan insanın kendi düşünce yetilerini kullanarak deneyimleri ve öğrendikleri ışığında inandıklarıdır düşüncesindeyim. İşte bu nedenle Alevi bir aileden gelmiş olsam da, olmasam da bu evrensel bakış açısına saygım ve sevgim çok büyük. Yine bu siteye girerek bizimle bu dünya görüşünü, yaşam felsefesini, öğretisini paylaşan herkesi Alevi aile içinde doğmuş olsalar da, olmasalar da kucaklamak isterim.
    Bir olalım, iri olalım, diri olalım deyişine belki de en çok bugünlerde ihtiyacımız var…

    Size sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
    Nazenin…

    Yorum tarafından nazenin | 9 Ocak 2007 | Cevapla

  3. nazik cevabınız için teşekkürler.bende bir alevi torunuyum ama malesef bunu ne yaşayabiliyor nede yaşatabiliyorum.Yaptığınız sitedekibilgiler benim şimdiye kadar tanıdığım aleviliğin çok yanlış olduğunu anlamama yaradı.yaşadığımız çevre ve koşullar buna çok etkili olduğu bi gerçek.her sene düzenli olarak Hacı Bektaş Veli anma törenlerine katılıyorum.orada siyasi objeler görmekte beni çok üzüyor,sanki alevilik demek dinsizlik demekmiş gibi gösteriyorlar.hiçde hoş değil bence .sizin gibi aydın ama örf ve adetlerine bağlı kardeşlerimiz çoğalır temennisi ile tekrar teşekkür edrim.umarım başkalarına sizin kadar faydalı olabilirim.

    Yorum tarafından bombaci | 9 Ocak 2007 | Cevapla

  4. Sevgili kardesim, benim de size bir sorum olacak. Ben kendime bu sitede kullanmak üzere “Nazenin” adını seçtim. Bunun bir nedeni vardı. Bektaşi yoluna “nazenin yolu” da derler. Yani, bir tür göbek adıdır, Bektaşiliğin. Sizin kullandiginiz ada baktığım zaman “bombacı” adını seçmenize neyin neden olduğunu merak ettim. Bomba gibi haberlerden mi? Nereden kaynaklanıyor? Hani ilgileriniz sizin cok duyarlı, sevecen biri oldugunuzu düşündürüyor, çünkü Alevi kültürü böylesine sevgi üzerine kurulu bir kültür… Bu isim neden?

    Nazenin…

    Yorum tarafından nazenin | 9 Ocak 2007 | Cevapla

  5. sevgili nazenin öncelikle selam ve saygılarımı sunuyorum.bu rumuzu neden seçtiğimi sormuşsun. bu rumuz benim mesleğimle alakalı bir lakap.ben patlayıcı uzmanıyım.yani özel bir şirketim var orada patlayıcı madde satıyorum.bu bana ordan takılan bir lakap .ilgine teşekkür ederim.ayrıca bu site için özel bir isim veya manalı bir kelime bulmak gereği duymadım.sevgiler.

    Yorum tarafından bombaci | 10 Ocak 2007 | Cevapla

  6. Sevgili Bombacı,

    Sizin neseli, mutlu, keyifli kutlamalarda bol bol havai fisek atmanizi dilerim…
    Aciklamaniz icin tesekkurler…
    Sevgiler,
    Nazenin…

    Yorum tarafından nazenin | 10 Ocak 2007 | Cevapla

  7. Sevgili dost bu çalışmadan dolayı kutlarım sizi. Tarihler konusundaki, farklılıkları daha netleştirmek gerekiyor. çalışmalarınızdan başarılar dilerim.

    Yorum tarafından Hıdır Aslan | 31 Ocak 2007 | Cevapla

  8. çooooooook uzun

    Yorum tarafından gülnur | 6 Ocak 2012 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.