Bektaşi Fıkralaları- şu yoksul kulübe…
Ramazan ortasında,
Kentin kıyısındaki
Yolsul kulübesinde
Kafayı çekiyormuş bizimki,
O sırada, molla kılıklı biri
Geçiyormuş oradan, Duymuş,
Ortalığı saran rakının güzelim kokusunu…
Uzatmış başını, aralık kapıdan,
“Erenler” demiş, “bakıyorum da Ramazan uğramamış sana”.
Çiğnerken mezesini, “Onbir ayın sultanı Nazlıdır” demiş Bektaşi.
“Saraylara, konaklara uğrar, Benim şu yoksul kulübemde işi ne!”…
Bektaşi Fıkralaları- Rakı Helal mi?
Bektaşiye sormuşlar:
-Babaerenler rakı helal midir, haram mıdır?
Babaerenler yanıt vermiş:
-İmanım, ağıza göre değişir…
Bektaşi Fıkralaları- Hangi Nefes?
Bektaşi’ye sormuşlar:
-Babaerenler hangi nefesi seversin?
Baba yanıtlamış:
- Cigaranın ilk nefesini, kaynanamın son nefesini!…
Bektaşi Fıkralaları- Çarpık
Bektaşi ramazan günü bir mezarlıkta yan gelmiş, önüne de çilingir sofrasını düzmüş, demlenip, keyfediyormuş. O sırada mezarlıktan geçen, topal, kambur, şaşı , çolak ve çopur bir adam, şaşkınlık içinde bir süre Bektaşi’yi süzdükten sonra kızarak:
-Be adam, demiş, böyle mübarek bir günde, hem de mezarlıkta bu haltı etmeye utanmıyor musun? Allah seni çarpar be!…
Bektaşi başını kaldırıp, kendisine akıl veren çarpık çurpuk adama bir bakmış ve:
-A be adam, demiş… kimbiliri sen ne büyük kaltlar yedin ki, Allah seni böyle çarptı!…
Bektaşi Fıkraları- Yoksulluktan…
Ramazan günü Bektaşi’yi içkili görünce yakalayıp Kadı’nın önüne çıkarmışlar. Zaptiye çavuşu, Kadı’ya:
-Efendim, demiş, Bu adamı bir kere daha içkili yakalamıştık. Bir daha yapmayacağına and içmişti. Biz de salıvermiştik. Bu mübarek ramazan günü yine içkili yakaladık.
Kadı kızgınlıkla sormuş:
-Öyle mi? Demek and içmiştin?
Bektaşi boynunu büküp:
-Ne yapalım, demiş, hep yoksulluktan… Kimi zaman and içeriz, kimi zaman da şarap… Ne bulursak…
Bektaşi Fıkraları- Acımak
Bektaşiler akıllı adamlar. Olaylara işlevsel açıdan bakıyorlar. Neden mi böyle diyorum! … Çünkü, Bektaşiler derler ki : “Bir dilekçe en üst makama yazılmaz. En üste dileğinizi en etkin şekilde iletecek makama yazılmalıdır ki, yerini bulsun“. Bu yüzden de dileklerini Tanrı’ya Mürşid aracılığıyle iletirler. Mürşid kendilerin tercümanı, elçisidir. Şimdi sunacağım fıkrada da bu konu işlenmektedir.
Bir hocayla bir Bektaşi
Yol arkadaşı olmuşlar
Giderken kente,
Hoca at, Bektaşi eşek üstünde.
Yarı yolda
Mola vermişler, salmışlar hayvanları
Çayıra.
Kendileri de
Oturup bir şeyler atıştırmış…
Derken
Bastırmış
Tatlı bir uyku, ikisini de.
Hoca uyuklarken
“Tanrım” demiş, “sana emanet,
Beygirimi sen koru!”
Bektaşi de şeyhine emanet etmiş eşeğini,
“Şeyhim, benimki de bu!”
Hoca, “Erenler, günaha girme,
Eşeğini
Tanrı’ya emanet eyle!”
Demişse de aldırmamış Bektaşi, uyumuş.
Uyandıklarında
Bakmışlar ki at yok,
Eşekse
Anırıp durmakta otlakta.
Hoca telaşla,
“Erenler” demiş, “bu nasıl iş?”
Seninki duruyor,Benim Tanrı emanetim gitmiş!”
“Şaşacak ne var bunda
A canım!” demiş Bektaşi,
“Şeyhimin
Tek dervişiyim ben,
Bekledi eşeğimi
Bu yüzden.
Tanrı’nın tek kulu sen değilsin ya,
Verivermiş demek, atını
Acıdığı birine!”
Gülümsediniz mi? Nasıl ince ince, nazenince anlatıyor meramını….
Sevgiyle kalın…
Nazenin…
Bektaşi Fıkraları- Sarhoş
Bektaşi
Kurmuş çilingir sofrasını
Bahçesine, tekkenin,
Başlamış
Yavaş yavaş, demlenmeye.
Az sonra
Bir esinti çıkmış,
Derken
Hızlanmış gittikçe,
Savurmuş ortalığa
Toz duman,
Döküp saçmış her yanı,
Ne meze bırakmış bizimkinin önünde
Ne rakı…
Gözlerine de toz duman doldurmuş.
O vakit, Bektaşi
“Hey Tanrım!” demiş, biraz üzgün, biraz durgun,
“Bir iş yaptın ki sorma..
Ben içtim,
Ama bakıyorum da
Sen sarhoş oldun.”
Bektaşi Fıkraları- Bulut
Bir Rufai dervişi
Şöyle demiş Bektaşi’ye:
“Pirimiz bizim
Gökte
Güneş gibidir”
Bektaşi bakmış ona şöyle bir
Demiş, “Bizimki de
Yerde
Bulut gibidir!”.
Bektaşi Fıkraları- Oruç
Ali Püsküllüoğlu Bektaşi fıkralarını şiirsel bir anlatımla sunmuş ve yayınlamıştır. Onun kitabından ara sıra birkaç fıkra seçerek aktarmaya çalışacağım.
ORUÇ
Oruç yediği için
Çekmediği kalmaz yobazlardan
Bizim Bektaşi’nin
Bir gün yine
Oruç yedi diye
Çekmişler karakola.
Aç susuz
Bekletmişler
İki gün, iki gece.
Ve salıvermişler
Ertesi sabah
Bektaşi
Karakolun önünde, güneşe karşı
Aç karnına
Tatlı tatlı
Gerinirken,
Kulak misafiri olmuş
İki kişiye.
“Kaza oldu, orucumu
İki gün
Tutamadım, kaçırdım…” diye…
Yakınıyormuş birisi
Ötekine.
Bektaşi duyunca bunu
Yaklaşmış onlara
Bağırmış öfkeyle,
“Efendi, Efendi!” demiş,
“Sıkı tut bir daha!
Kaçırdığın oruçlar
İki gün, iki gece
Anamı ağlattı
Şu karakolda!”.
Bektaşi Fıkraları- İlhan Selçuk’tan naklen 2
Bugün İlhan usta yazısında yine iki Bektaşi fıkrasına yer vermiş… Biz de hemen onları sizin için buraya alalım dedik:
Bektaşi hastalanmış…”ölecek miyim” diye evhamlanıyor- pek yakın dostu olan mahallenin papazını çağırmış…
-Hıristiyan olmak istiyorum…
Papaz sormuş:
-Neden?
Bektaşi:
– Madem ki öteki dünyaya gidiyorum, bari bu dünyadan bir gavur eksilsin...
Diğer fıkra:
Cami imamı bir gün Bektaşiyi yakalamış:
– Gel ulan, demiş, hatırım için bir namaz kıl!…
Bektaşi razı olmuş:
– Eh, senin hatırına bir rekat kılayım!…
Baba Erenler bir rekat kıldıktan sonra camiden ayrılınca hemen haber vermişler:
– Senin hanım, sizlere ömür!…
Bektaşi eşeğine atlamış, eve gitmek için “deh” demiş, hayvan bir türlü yürümüyor- bizimki merkebin kulağına eğilip:
– Ulan yürüü!… Yoksa senin için de bir rekat kılarım...
-
Arşiv
- Temmuz 2008 (2)
- Mayıs 2008 (1)
- Temmuz 2007 (2)
- Mayıs 2007 (5)
- Nisan 2007 (4)
- Mart 2007 (6)
- Şubat 2007 (11)
- Ocak 2007 (25)
- Aralık 2006 (47)
- Kasım 2006 (58)
-
Kategoriler
-
RSS
Yazılar RSS
Yorumlar RSS




