Düşünce Denizi

10.000 girişi aştığımızda yeni bir sınıflamaya başlayacağız…

Şu anda sitemize 9415 giriş yapılmış durumda. 10.000 sınırını aştığımızda, sitemize “SORULAR – YANITLAR” başlığı altında yeni bir sınıflama eklemek istiyorum. Burada Alevi-Bektaşi kültürünü tanıtıcı bazı sorulara yer verip, bunları Nazenince yanıtlamaya çalışacağım.

images-9.jpg

Hepinize sevgiler…
Nazenin…

9 Ocak 2007 Yazan: nazenin | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Bir Yılbaşı Yazısı: Selami İzzet Sedes’ten “Yeni Yıla Girerken”…

Kaynak:Ustura 55. sayı.
images-7.jpg
Bizim nesil aşçıbaşı, eslükbaşı, onbaşı yüzbaşı binbaşı bilir; amelebaşı, işbaşı kuşbaşı bilir; dedelerimiz: “Bir baş ol da istersen soğanbaşı ol..”diye öğüt verdiklerinden soğanbaşı:”Sakın koparma!..” dediklerinden çıbanbaşı, “olmayı şiddetle reddettiklerinden” eşşekbaşı bilir; çiftlikte subaşı, Sulukulede çeribaşı bilir, köprübaşı, çeşmebaşı, merdivenbaşı, bu arada asasbaşı, cellatbaşı bilir; ucu paraya dokunduğundan aybaşı bilir ama yılbaşı bilmezdi. Yılbaşını sonradan öğrendik.

Bizim eskiden otuz gecemiz, iki de sabahımız vardı: Ramazan geceleriyle Bayram sabahları.

Ben yılbaşını 1917 de Büyükada’da içli şair merhum Tahsin Nahid’in köşkünde idrak ettim, hem de sabaha karşı. Gecede hiç bir fevkaladelik yoktu. Dostlar her zamanki gibi bir araya toplanmıştık. Yiyip içtik, poker, tavla oynadık, gülüp söyledik. Şafak sökerken Yahya Kemal’le sokak kapısının önüne çıktık. Karşı setteki köşkte Mahmut Celaleddin Paşa’nın kızı, musikimizin ünlü bestecisinin genç kızı Vildan Hanım Bethoven’in İprromptu’sünü çalıyordu. Durgun, berrak bir kış sabahıydı. Yahya Kemal kulağımın dibinde mırıldandı:
“Ayşe cadı, Ayşe cadı -Gün yine bir yıl kocadı…”

O çağda bu şakanın anlamını pek karayamadım, fakat şimdi, her geçen günün beni biraz daha kocattığını hissettikçe büyük şairin kırk yıl önceki duygusu içimi sızlatır ve her yıl tanyeri ağarırken kendi kendime şöyle derim: “Ayşe cadım, Aşye cadım- Ben yine bir yıl kocadım”…

Yanılmıyorsam bizde yılbaşı Beyoğlu’nda başladı.
Yedeksubaydım.. Üstümde Baker’de dikilmiş Alman kumaşı ceket, bej külot, pantolan.
Sarı çizmeleri Almanya İmaparatoru, Enver Paşa’ya hediye etmiş. Enver Paşa On beşinci Kolordu Kumandanı amcam Ali Rıza Paşa’ya vermiş, ayağına gelmeyince amcam da bana aktardı. O devirde bizim sarı çizme giymemiz yasaktı. Hoş üniformayla umumi yerlerde oturmamız da yasaktı ama yılbaşı gecesi kim görür sorar deyip ve itiraf edeyim kıyafetimi de beğenediğimden, arkadaşlarla beraber Gardenbara girdim…

O çağın barlarda kutlanan yılbaşıların bir tek hususiyeti vardı. Müslüman müşterilerin masalarında kadın bulunmaz, bunun için barda çalışan Fransız, Viyanalı, Macar kadın artistler saat “00″ da masaları dolaşıp erkek müşterileri öperek yeni yıllarını kutlarlardı. Her halde benim değil, şık üniformamın cazibesine kapılmış olacaklar, en son bizim masaya geldiler ve sabaha kadar yanımdan ayrılmadılar. Bu iltifatın bana hayli pahalıya mal olduğunu bilmem söylemeye hacet var mı?

Şafakla beraber bardan çıktım, daha beş on adım atmadan karşıdan gelen bir otomobil durdu, bir el, mermez kumandanı Cevat Beyin eli, köşedeki inzibat subayına beni gösterdi. Kendimi önce Galatasaray İnzibat Karakolunda sonra Merkez Kumandanlığında buldum. Nöbetçi zabit, uykusuzluğun verdiği sersemlikle suali münasebetsiz sordu:”Neden sarı çizme giyiyorsun?” diyecek yerde: -Bu çizmeleri nereden buldun? dedi.

O anda şampanyayla bulanık zihnimde bir şimşek çaktı. Yalan değil, yanlış cevabı yerleştirdim:
-Enver Paşa verdi.
Zabit oturduğu yerde şöyle bir yalpaladı, beni tepemden tırnağıma kadar daha dikkatli süzdü:
-Nerede çalışıyorsunuz?
-Ordu şubesinde mahrem evrak memuruyum.
Vesikamı uzattım. Okudu: gözleri biraz daha açıldı:
-Dışarda bekleyiniz, dedi. Artık sen diye hitap etmiyordu. Bir saat sonra içeri çağrıldım. Zzabit ayağa kalktı, elimi sıktı:
-Bir daha sarı çizme giymemenizi rica ederim, serbestsiniz, güle güle Selami bey , dedi.

Daha yakın tarihe geleyim. Allah rahmet eylesin Necmeddin Sadak, Ali Naci Karacan, Allah selamet versin Kazım Şinasi Dersan, bendeniz cennetkuşu ve eşlerimiz yılbaşını kutlamak zere ışıl ışıl mehtaplı bir gece Maksim salonlarına girdik. Salonlar hıncahınç dolu, ama hemen hemen herkes herkesi tanıyor, tanıdık olmayanlar azınlıkta. Birkaz yüz kişilik bir aile halinde eğleniyoruz. Salonun orta yerinde Kılıç Ali Beyle arkadaşları oturmuş. Ali Beyin yanında genç güzel bir artist var.

Bir köşeden bir genç fırladı, kadehini Ali beye doğru kaldırdı: Şerefinize , Dedi. Ali bBey nazik bir tebessümle mukabele etti. Yerine oturan genç beş dakika sonra yine Ali Beyin karşısına dikildi: Fırkamızın şerefine. Ali Bey yine mültefit karşıladı. Beş dakika geçmedi genç Ali Beyin yanına sokulup kulağına bir şey fısladı. Ali Bey: “Hayhay” dedi. Genç, güzel artisti dansa kaldırdı. Dans bitti, genç az sonra yine yerinden kalktı. Allah gani gani rahmet eylesin Ali Naci:
-Bu sefer dayak yiyecek, dedi. Naci’nin dediği olacaktı, bereket etraftan atik davranıp sulu delikanlıyı kapı dışarı ettiler.

Bu da eski bir yılbaşı gecesi hatırasıdır.
İstanbul’un yazı kışı yoktur, poyrazıyla lodosu vardır demişler. Maksim’e ışıl ışıl mehtaplı bir gecede girmiştik. Sabaha karşı çıktığımız zaman lapa lapa kar yağıyordu. Taksim Meydanı bembeyazdı…

2 Ocak 2007 Yazan: nazenin | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Yeni Yılınız Kutlu Olsun, Gönlünüz Bayram Sevinciyle Dolsun

images-19.jpg
Yeni yıla yaklaşıyoruz.
2006 hem ülkemiz için hem de dünya için azımsanamayacak zorlukların ortaya çıktığı bir yıl olarak kayda geçmek üzere…
Her şeyin başında 2007′nin 2006′yı aratmamasını diliyorum.
İnsanoğlunun yüreğindeki sevgiyi keşfetmesini diliyorum.
Koşulsuz olarak sevgi vermekten, sevmekten korkmamasını diliyorum.

Pek ender rastlanır şekilde, yılbaşı ve bayram örtüştü… Umarım yeni yılımız bayram anlayışı içinde, barış ve mutluluk paylaşarak geçer.

Bir gün daha detaylı olarak sizlere “kurban nedir? ” in yanıtını da vermeye çalısırım. Ama, bugünlük kurban kelimesinin “kurb” “kurbiyet” yani “yakın” olmak “yakınlık” anlamlarından geldiğini söylemekle yetineyim. Dolayısıyle Kurban Bayramı “yakınlık, yakın olma” bayramıdır. İçsel manada “tanrıya yakın olma” zahir manada ise “eşe, dosta, arkadasa, akrabaya, komşuya… hatta sokaktaki insana yakın olma” yı tanımlar… Yakınlığın tek aracı da gonul yakınlığı, sevgidir. Sevgi ilgidir… Çevrenize vereceğiniz her ilgi, sevgi bayramın gereğidir. Doğayı sevmek, insanı sevmek, komşunu sevmek, vatandaşını sevmek, dünyadaki herkesi ve her canlıyı sevmek…. Sana emanet edilmiş olan ormanı sevmek, çiçeği sevmek, suyu sevmek… ZAHIRI OLACAK KI BATINI OLSUN der Bektaşiler… Işte zahirde bu saydıklarımı sevmek gerek ki batında Tanrı’yı sevmiş olabilesiniz.

Söylem değil eylem gerek...

Seviyorum demek iyi, güzel, gerekli elbet ama sevmek İLGİ ile beraber eyleme dönüşür…
İLGİ de ise ZAMAN kavramı da önemlidir…

2007′de zaman ayırın, ilgi vermek için sevdiklerinize… Sevdiğinizi gösterin eylemlerinizle…

Tüm mutluluklar sizlerin olsun, Bayram sevinci yüreğinize dolsun… YENI YILINIZ KUTLU OLSUN…

Nazenin…

images-44.jpg

28 Aralık 2006 Yazan: nazenin | Bektaşilik ve Alevilik, Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Teşekkür ederim… 5000 ziyaretçi sınırını geçtik…

images-29.jpg

Henüz ikinci ayımızı bile bitirmedik. Kısa sürede 5000 girişi aştık.
İlginize teşekkür ediyorum.
Gülümsemenizi sağlayacağını düşünerek, yeni bir kategori eklemeyi düşündüm. Mizah... Burada mizah alanından seçtiklerimi sizlerle paylaşmayı planlıyorum. Düşünce denizinde kulaç atarken yorulursak, bir süreliğine dinlenip, gülümseyelim istedim.

Sevgi ve saygılarımla,
Nazenin…
images-6.jpg

20 Aralık 2006 Yazan: nazenin | Uncategorized | | 2 Yorumlar

Teşekkür ederim… 3000 ziyaretçi sınırını geçtik…

images-16.jpg

Hepinize çok teşekkür ederim…
Şu anda 3000 ziyaretçi sınırını aştık. Hem de bir buçuk ay gibi kısa bir sürede…

Bana öyle geliyor ki, sitemizi devamlı izleyen dostlarımız var…
Bunu hissettiğim için elimden geldiğince sık güncellemeye çalışıyorum.
Sizlerle beraber olmaktan mutluyum…

Tekrar teşekkür ederim…
Nazenin…

13 Aralık 2006 Yazan: nazenin | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Lezzet köşesi…

images-21.jpg
Düşündüm ki, her gün vazgeçilmez olarak yaptığımız şeylerden biri karnımızı doyurmak. Hergün karşılaştığımız sorunlardan biri de, “acaba bugün ne yesek?” . Hele hanımlar açısından iş daha da kötü “bugün ne pişirsek?” sorusu her an karşılarında… O zaman işi biraz kolaylaştıralim dedik ve yan menümüzde hemen bir lezzet köşesi açtık. Buradaki sitelere girerek leziz yemek tariflerine ulaşabilirsiniz. Hatta formunuzu tutmaya meraklıysanız, yiyeceklerin veya hazırlamak istediğiniz tariflerin kalori hesabına da ulaşabilirsiniz…

Afiyet olsun…
images-31.jpgimages-31.jpg
Nazenin.

29 Kasım 2006 Yazan: nazenin | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Kuğulupark kavşağındaki çok katlı alt geçit açılmış… Ama açılmamış…

Dun aldığım habere istinaden aşağıdaki satırları yazmıştım.
“Kugulupark kavsaginda yapılmakta olan ve bu yüzden değiştirilen trafik akışı nedeniyle Ankara’lılara büyük eziyet veren cokkatli alt geçidin açıldığı duyumu geldi. Ankara’lıların trafik sorunu öylesine çekilmez bir hal almıştı ki, anlaşılan şikayetleri gözönüne alan belediye kavşağı ilan edilen bitim tarihinden önce açtı. Beklenen bitim tarihi 18 Kasim 2006 idi.

Duyduğumuza göre, Ataturk Bulvari Protokol yolundan asagi inen ilk arac Katip Celebi
sokak onunden alt gecide girdi. Arac alt gecide girince durduruldu.

Ilk gecis plaketi arac sahibine torenle teslim edildi. Sasiran arac sahibi toren boyunca hic konusamadi.
Umarız erken açacağız diye alt geçit önemli eksikliklerle açılmamış olsun…”

Ya bugün ne oldu dersiniz? Bugün, bu yoldan ben de geçeyim dedim. Baktım ki açılan hiçbir yol, geçit falan yok. Yine birileri “zamanından önce bitirdik, açtık” diye övünmek için göstermelik bir açılış yapmış anlaşılan…

Olur da yolunuz düşerse, sakın ola, açıldı sanmayın…

14 Kasım 2006 Yazan: nazenin | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Şehirler ve insanlar

Son zamanlarda dikkatimi çeken birkaç şeyi paylaşmak istiyorum. Kırsal alanın giderek gözden düşmesi ve şehirlerin çekiciliğinin artması sonucu, plansız şehirleşmenin de katkılarıyla şehirlerimiz inanılmaz hızla kalabalıklaştı. Neredeyse, dolup, taştı desek yeridir. Gözlerimiz çirkin beton yığınlarını, zevksiz yapılmış birçok binayı görmekten yoruldu. Hele o tabelalar yok mu! Sanki daha büyük yazarlarsa, veya daha büyük tabela yaparlarsa işleri, gelirleri mi çoğalacaktır, nedir beklenti! Kör değil ya bu millet… Bir yarıştır gidiyor, zevksiz, çirkin tabelalar birbiri üstüne yığılmış, binaların çirkinliğiyle yarışıyor… Sonuçta ortaya çıkan manzara bir felaket. Oysa, bu tabela konusunda bir standart, bir zevk, uyuşum vs. gözetilmeli… Tamam herkes ne sattığını anlatabilsin, veya ne yaptığını… Ama, tabelanın yazısının büyüklüğü, hatta kullanılan yazının karakteri, rengi vs. bir şekilde denetimden geçse, benzerlik, uyum gözetilse…. Gözlerimiz işkenceden kurtulsa… Iyi olmaz mı?

Ahhh bir de şu yarısı yapılıp, yarısı bitmemiş inşaat şeklinde bırakılan tuhaf binalar… Yarın, öbür gün üstüne kat çıkarız, yanına ev bitiştiririz gibi nedenlerle yarım kalmış edasıyla ortada bırakılmış yapıtlar… Gözlerimizi ne kötü tırmalıyor! Yoksa artık bunca çirkinliğin içinde yaşaya yaşaya alıştık da farkedemiyor muyuz bunları… Neden bu kadar sessisiz? Niçin kimse bunların çirkinliğinden şikayet etmiyor?

Yüz kere yaptıkları kaldırımları bir kez daha söküp yeniden yaptıran belediyeler nerede?

Bir de yolları tıka basa dolduran araçlar, araçların egzoslarından çıkan korkunç dumanlar, genzinizi yakan kokular, bağirişip itişerek, birbirinin üstüne çıkarcasına yolları dolduran insanlar… Kimsenin kimseye bakacak, selam verecek hali yok. Aceleyle koşusturuyorlar… Yüzlerinden düşen binbir parça… Hiç mi gülümseyeni göremeyceğiz yollarda? Hiç mi selamlaşamayacağız birileriyle?

Oylesine hızla yapılaşma, trafik ve insan seli artıyor ki, böyle giderse yakında dağ taş, ot, ağaç falan kalmaz şehirlerin çevresinde…

Hiç değilse, çirkin yapılaşmadan biraz sakınsak, hele hele şu felaket tabelaları biraz iyileştirsek, olmaz mı?

13 Kasım 2006 Yazan: nazenin | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Buyurun Taksim Meydanına…

Evet burası Taksim… taksim2.jpg

13 Kasım 2006 Yazan: nazenin | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok

Unkapanı’nı tanıdınız mı?

unkapani.jpg

13 Kasım 2006 Yazan: nazenin | Uncategorized | | Henüz Yorum Yok