Düşünce Denizi

Bektaşilik ve Alevilik’te Kadın

mum.gif Bu konu genellikle üzerinde pek fazla düşünülmeyen, çabucak geçiştirilen bir konu olarak ele alınır. Oysa, Bektaşiliği Bektaşilik yapan, Aleviliği Alevilik yapan başlıca unsurlardan biridir. Kısaca, Bektaşiler ve Alevileri diğerlerinden yani Sunni olarak kabul ettiğimiz anlayıştan ayıran en bariz fark neredeyse “kadına bakış” konusundadır diyebiliriz.

Bektaşi insana hitap eder. Onun için insan, eşdeğerde iki cinstir. Kadın ve Erkek olarak. Yani erkek ne kadar insansa, kadın da o kadar insandır. Ama bunlardan biri diğerinden üstün, diğeri eksik falan değildir. Diyeceksiniz ki, “diğerleri de böyle diyor canım, haklarını yemeyelim”… Doğrudur, kimi der… Ama demek başka, uygulamak başka… Bektaşiliğin temel ilkelerinden biri “olmak” esasına dayanır. Yani, ne dediğin değil, ne yaptığın önemlidir… Tabii kendisi de buna örnek teşkil etmesi gerekir. Bu yüzden de eylemiyle, söyleminin uyuşması gerekir.

Bektaşi’nin söyleminde kadın yücedir, kutsaldır, erkeğiyle eşdeğerdedir. Kimi zaman biraz pozitif ayrımcılığa kaçabilir, ama asla onu eksik bir statüye sokmaz. Eyleminde de bu böyledir. Kadın ocağın sahibidir, evin efendisidir. Karar mekanizmasında yeri sağlamdır. Kadını erkeğe oranla eksik görmeye çalışanları da hicvetmekten ve asıl eksikliğin kadının kıymetini göremeyenlerin gözlerinde olduğunu söylemekten geri kalmamışlanrdır. Bunu aşağıdaki dizelerde görebiliriz:

Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda erkek kadın farkı yok
Eksiklik noksanlık senin görüşlerinde

Peki, ne fark ediyor kadın ve erkeğin yaşamdaki eşdeğerliliği?

Öyle çok şeyi değiştiriyor ki, bütün bir yaşam tarzı bundan etkileniyor. Bir kere kızların erkek çocuklarla eşit koşullarda, benzer eğitimi alma şansını veriyor. Türk töresinde eskiden de böyleymiş. Kızlar da erkek çocuklar gibi at binmeyi, ok atmayı öğrenirlermiş. Bununla da kalmıyor tabii… Tüm yaşantıyı ortak yürütürlermiş. Cinse dayalı işbölümü onların eşdeğerliliklerini etkilemezmiş. Önemli olan, hayatın karar mekanizmasında, yönetme konusunda etkin rol almalarında yatıyor. Tabii bunun sonucu olarak da bir meta gibi, alınıp satılacak nesne gibi görünmeleri söz konusu değilmiş. Hatta eşini seçmek tamamen kadının inisiyatifindeymiş. Kendisi özgür iradesiyle hareket edebilen kadının yetiştirdiği çocuklar da özgüveni yüksek, özgürlüğüne düşkün kişiler olurmuş. Toplum sağlıklı gelişirmiş…

Kadın erkeğin cinsel objesi olarak görülmediğinden olsa gerek, onu örtülerin altına saklamak da kimsenin aklına gelmezmiş… Kendi gözüne, bakışına sahip olamayacak erkekler de yetişmezmiş o zamanlar…

Işte bu kültürün yetiştirdiği insanlar gün gelip de Islam kültürüyle tanışınca, kendi gelenek ve göreneklerini tümüyle bir kenara itip, bırakmamışlar. Bir kısmını elbette ki kaybetmişler, değişikliğe uğraması duumuyla karşılaşmışlar, ama birçoğu direnç göstermiş ve hala yaşamaya devam edebilmiş. Bunlardan biri de kadının statüsü ile ilgili.

Islamiyetin doğduğu yıllarda hele de Cahiliye dönemi denilen hemen İslamiyet öncesi dönemde Arap dünyasında kadın statüsü hiç de yüksek değilmiş. Gerçi o dönemde de her kadının durumu aynı değilmiş. Mesela Hatice ticaret yapan, kendisinden çok genç biriyle evlenebilen, varlıklı ve güçlü bir kadın olarak biliniyor. Ama aynı dönemde, bir söyleme göre nufus artışını önlemek amacıyla, doğan kız çocuklarının öldürülmesine varacak kadar kızlar önemsiz olabiliyormuş… Böyle bir toplumda İslam kültürü belirli bir oranda kızlara da yaşam şansı vermiş, hayatta kalmalarını sağlamış görünüyor. Ancak, aynı dönemdeki Türk kültüründe kadın stütüsünün yüksekliği göz önüne alınırsa, bu tanışmanın Türkler kadınları için bir statü kaybına neden olduğu derhal görülecektir.

Alevi-Bektaşi toplumu bu konuda direnç göstermiştir. Her ne kadar ataerkil bir toplumda yaşamaya yönelmiş olsalar da toplumu çok fazla rahatsız etmeden kaç-göç ızdırabını kadınlarına yaşatmamış, onların başları dik, erkekleriyle destekleşerek hayatı gerçek anlamda paylaşmalarına olanak sağlamıştır.

Bugün en azından “kadına bakış” konusunda bir çok sade sunni vatandaş tamamen Alevi-Bektaşiler gibi düşünmekte ve onlar gibi davranmaktadırlar. Işte bu da yine bizi Sunni kavramının gerçekten irdelenmesi gerektiği konusuna götürür.

Alevileri Sunnileştirmek yerine, Alevi gibi yaşayan Sunni’lerle ortak zemin bulmak daha doğru değil mi?

Reklamlar

22 Kasım 2006 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, kadın, Siyasal hayat, Tasavvuf

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: