Düşünce Denizi

Hacı Bektaş Veli neden Türkçe’yi tercih etti?

images-11.jpg
II. Mahmut dönemi Bektaşi’lerin kaderini değiştirmiştir denebilir. Bu döneme kadar son derece güçlü ve yaygın bir örgütlenme içinde iken, dergahları kapatılmış, Baba’larının kimi öldürülmüş, kimi sürülmüş ama belki de en önemlisi o güne kadar büyük bir titizlikle tuttukları evrakları yokedilmiştir. Cadı avi gibi Bektaşi avına çıkıldığı için insanlar inançlarına kültürlerine ait eserleri, notlarını kimi zaman yakmış, kimi zaman gömmüşlerdir. Bir kısmını da başka merkezlere göndererek kurtarmışlardır. Ama, malesef çok azını… İşte bu nedenle bugün ulaşabildiğimiz kaynaklar kısıtlı. Örneğin, Hacı Bektaş Veli hakkında doğum, ölüm tarihleri bile kesin olarak bilinemez durumda. Bu kadar kuvvetli bir liderin hayatı ve öğretisi hakkındaki eserler kısıtlı.

Elimizdeki verilere göre Hacı Bektaş Veli’nin doğum ve ölüm tarihleri 1248-1337 veya 1209-1271’dir. Kendisi ve ailesi kent kökenlidir. Iyi eğitim görmüş biridir. Zamanının gözde iletişim dilleri olan Arapça ve Farsça’ya hakimdir. Ama yavaş yavaş oluşturduğu öğretisini oluşturma sürecinde Türkçe’yi tercih etmiştir. Öyle görünüyor ki bu tamamen bilinçli bir tercihtir. Hizmet alanını ve şeklini seçmek şeklinde. Hatta yerini de… Çünkü, Hacı Bektaş Veli Anadolu’ya iki kez gelmiştir ve belirli bölgleri dolaşmıştır. Ikinci gelişinde Suluca Kara Höyük’te yerleşme kararı almıştır. Kentsoylu birinin dönemin büyük kentleri örneğin Konya’da, Şam’da Halep’te veya Kayseri’de yerleşebilirdi. Ama o, sadece 7 hanenin bulunduğu ve Türkçe’nin konuşulduğu bir Çepni köyünü tercih etti. Buradan da anlaşılıyor ki, Horasan Okulu’nun kendisine aşıladığı hizmet anlayışı tutmuştu. Varlikli, nufuzlu bir aileden gelen Hacı Bektaş Veli’nin rahat bir hayat imkanı varken bunu terketmesi, zor koşullarda yaşayarak hizmet etmeye çalışması ülküsüne ne denli bağlı olduğunun bir göstergesidir.
Unutmayalım ki, olmayanı herkes verir, zor olan, olanı vermektir. Bunun örneklerini hayatınızda çok görmüşsünüzdür… Adaylar milletvekili olmadan, ellerinde yetki yokken bol keseden verirler… ya yetki ellerinde olunca… neden birden cimrileşirler? Birgün dikkatimi çekmişti, bir belediye başkan adayı, gecekondudan yetişmiş, seçim öncesi bir yemekte beraberiz, neler neler vadediyordu halka, çevreye insanlara… büyük bir alçakgönüllülükle… sonra seçim gerçekleşti ve kendisi belediye başkanı seçildi. Kısa bir süre sonra, yaklaşık 4 ay gibi bir süre sonra, kendisi öylesine değişmişti ki!… Artık burnu büyük biri olmuştu. O vaadlerde bulunduğu insanları tanımıyordu bile… Ya onun geldiği yerdeki komşuları, gecekonducular… hiç sanmıyorum yanına yaklaşabilsinler… Güç, kişiyi daha güçlü yapmak için kullanıldı, basamaklar çıkıldı bir hamlede… Hani halk, hani hizmet… onlar unutuldu… Bugün bunun benzerlerini görmek mümkün … Sonra, sadece siyasetçilerde değil, aynı şeyi iş adamlarında, hatta akademisyenlerde bile görmek mümkün.. Mevki ve yetki bazı insanları şımartıyor, ne oldum delisi haline getiriyor. Bu makamı hizmet için değil de hükmetmek için kullanmaya başlıyorlar… Sözü gelmişken, mesela bir Bektaşi Baba’sı da hizmet için bu makama getirilir, eğer işin içine zerre kadar da olsa, hükmetme olgusunu katarsa, o zaman o Bektaşi Babası değil şeyhi olur. Şeyhlik bu yolda yoktur. Dolayısıyle yaptığı şey gerçekte düşkünlüğü gerektirir…

Neyse, biz yine dönelim Hacı Bektaş Veli’ye… belki bunca söz ve örnekten sonra, yaptığı fedakarca hizmetin kıymeti daha iyi anlaşılır. Mesele olandan vermektir, olmayanı herkes dağıtır. “Benim birgun param olursa, çooook vereceğim, demek kolaydır da, parası olunca vermek biraz zorlar…” Mevkiini, malını, mülkünü, rahatını bir kenara bırakan Hacı Bektaş Veli bir tarikat da kurmadı. Kurumsallaşıp, bunun başında ben varım demedi. Gelip bir yere en masum ve en sessiz şekilde yerleşti. Çevresindeki insanlara hizmet sundu. Hizmetin güzelliği ve özelliği, ki bu özelliklerin en önemlisi Türkçe olmasıydı, daha geniş çevredeki insanları çekti. Bir çekim merkezi oldu. Yani, O’nu bugünkü lider kimliğine himet sunduğu halk taşıdı. Öylesine memnun oldular ki hizmetten, çevresindeki grup, işbölümü içinde yavaş yavaş örgütlendi ve Hacı Bektaş Veli’nin Hakka yürümesinden epey bir zaman sonra tam olarak teşkilatlanmayı tamamladı. Kendilerine bu yolu açan, taşıyan kişinin hizmetlerini ölümsüzleştirmek için de yola onun adı verildi. Bektaşilik…

Yoksa Bektaşilik de gökten zembille inmedi!.. . Onun da oluşumunu hazırlayan tarihsel ve kültürel bir zemin var. Zaten bütün kültürel oluşumlar birbirleriyle etkileşim içinde oluşurlar. Soyutlanmış olarak, hap gibi oluşmazlar… Bektaşilik dilini ve kültürünü korumak ve yaşamak isteyen halkın ama özellikle kırsal halkın, Arapça, Farsça öğrenerek, bu dillerde yazıp, konuşmayı bir statü meselesi haline getirmiş olanlara ve dinin cemaat baskısıyla kültürel özlerine yabancılaştırılmaya çalışılmalarına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu yönüyle bir siyasal vurgulama taşımaktadır. Ancak, bu oluşumun içinde bir felsefi akım da kendine akacak mecra bulmuş ve böylece bir harmanlama ile Bektaşi öğretisi oluşmuştur. Hizmeti sürdürürken, gereksinmeler onun hizmet alanını da şekillendirmiştir. Softalığın, şeriatçı bakışın baskılarına karşı direnmek, halkı yobaz anlayıştan korumak onların görevi olmuş, bu görevler Bektaşiliği, Bektaşilik bu görevleri etkileyerek süreç günümüze dek gelmiştir.

Reklamlar

23 Kasım 2006 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Siyasal hayat

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: