Düşünce Denizi

Bektaşilik ve eski kültürlerdeki izler

Bugün sizlerle çok önemli olduğunu düşündüğüm bir konuda biraz sohbet etmek istiyorum.
Bilirsiniz kültür devamlıdır. Süreklidir. Birbirine eklentili olarak devam eder. Yani herhangi bir çağda, bir yerde var olan kültürel olgu, evveliyatı ve sonrası olmaksınızın, öylece gökten zembille inmez. Din ve inanç kültürü açısından da durum böyledir. Dolayısiyle, ortada Bektaşi kültürü diye birşey varsa, bunun da oluşum sürecini etkileyen tarihten gelen birçok kültürel oluşum vardır. Aslında her ne kadadar ilahiyatçıların bakış açısı, dinin aşkın alandan doğrudan ve önceliksiz olarak sunulduğunu iddia ediyor olsa da, insan olmadan bunun ne anlamı olabilir ki? Daha özlü bir anlatımla, diyelim ki Tanrı insanoğlu dedigimiz varlığa mesaj göndermek istedi ve bir yolla iletti. Ortada insan yok… Ne olacak? Din falan olur mu?

Demek ki, varsayılan bir mesajı dile getirmek, yorumlamak için bile olsa İnsan’a ihtiyaç var. O zaman Din ne oluyor, İnsanın Yorumu. İnsanın ürettiği herşeye biz -Kültür- deriz. O zaman ne oluyor?… Din bir kültür ürünü oluyor…

Buraya kadar anlaştık mı? Bu arada küçük bir parantez :” din olgusunda ana mesaj konusunu inceleyenler teologlar, ilahiyatçılardır, onlar: Din soyle der, boyle der… diye anlatırlar. İnsan birseyi yorumladı, yaşama geçirdi mi, bunu nasıl yaptı, nasıl yorumladı kısmı kültürbilimcileri illgilendirir…” Evet, parantezi de kapadıktan sonra, şimdi dönelim Bektaşi kültürüne…

Bektaşi kültürü de gökten zembille inmedi, önünde, ardında başka kültürel oluşumlarla etkileşerek gelişti demiştik. Şimdi bunlara bir örnek verme zamanı geldi.

Bilir misiniz bilmem ama Fisagor (Pytagoras) ezoterik öğretilerde inisiye olmuş, bu açıdan eğitim almış biridir. Kendisi de bir okul, bir tür tarikat kurmuş ve eğitimini oraya gelenlerle sürdürmüştür. Bu okula girmek zorlu inisiyasyon (geçiş) ritlerinden başarıyla geçebilmeye bağlıdır. Fisagor da dostluğa çok önem verip, dostların biraraya gelip sohbet etmelerini sağlarmış. Bu sohbetler sırasında herkesin ezbere bildiği bir ALTIN ŞIIR okunurmus. Işte sizlerle o şiiri paylaşmak istiyorum. Bektaşi öğretisi ile Fisagor’un öğretisi arasındaki bağlantıyı ve devamlılık ilkesini yakalayabilmeniz için.

e9b56c782614b83bdfecc74528433e65.jpg
(Fisagor (Pytagoras) M.Ö.580-500)

Önce Fisagor hakkında kısa bilgi vermekte yarar var:
Fisagor, Sisam Adası’nda, batı Anadolu’da doğdu. Sonra Güney İtalya’ya, Kroton’a yerleşti. Bugün İran toprakları olan bölgelerde ve Mısır’da çeşitli seyahatleri oldu ve Mısır’da uzun bir dönem ezoterik öğretilerle ilgilendi. Felsefe tarihinde çok önemli bir yer tutmasının nedenlerinden biri, sayılara dayanan bir düşünce öğretisi geliştirmesi ve bütün varlık türlerinin sayılarda oluştuğunu savunmasıdır. Öğrencileri daha sonra bugünkü Yunanistan, İtalya ve Türkiye topraklarına yayılmışlardır. Öğretisine göre, varlığın ilkesi (arkhe) sayılardır. Sayıların belli oranlarda birleşmeleri varlık türlerinin oluşumuna olanak sağlar. Ancak sayılar, büsbütün soyut değil somut bir nitelikk de taşır. Sayılar, tek ile çift ya da “sınırsız” ve “sınırlayıcı” diye ikiye ayrılır. Bu temel karşıtlık on varlık türünde görünür. Tek-çift, sağ-sol, Bir-çok, erkek-dişi, duran-hareket eden, doğru-eğri, aydınlık-karanlık, iyi-kötü, kare-dikdörtgen, sonlu-sonsuz. Bu karşıtları, oluşturdukları varlık türlerine göre, on bölümde toplayan Fisagor için temel sayı “bir”dir. Bir sayısı, bütün varlıkların değişmeyen, ölümsüz ilkesidir (monas). İki sayısı, dişiliğin ve bu dişilikten ortaya çıkan doğanın kurucu öğesidir. Üç, uyum ve düzen sağlar, nesnelerin üç boyutunu, ateş su ve hava gibi öğeleri oluşturur. Ayrıca doğadaki tanrısal birliğin eril niteliğini gösterir. Dört ise, tanrısal erki simgeler. Beş, evliliği ve nesnelerdeki türlülüğü yansıtır. Altı, diriliğin, diri varlıkların ilkesidir. Altıda, dişiliği gösteren iki ile erkekliği yansıtan üç, salt birle birleşerek soyun sürüp gitmesine olanak sağlar. Yedinin usu, ışığı, erki de korkulu dönemleri gösteren özelliği yansıtır. Doğanın süresiz değişkenliği, bütün varlıkların birliğe kavuşması bu sayıyla simgelenir. Sekiz, erdem, ahlak ve us karşılğıdır, küpün temelini kuran iki çiftten oluşur. Dokuz, doğruluk ve yüce yetkinliktir. Dokuz, ilk tek sayı olan üçün karesi olduğundan bütün nesnelerin sonsuz bir evrim geçirdiğini gösterir. On sayısı da kut karedir, kutsal dörtlüktür, doğanın kaynağıdır. Sayıların onu aşmamasının nedeni büyük yetkinliğin ve yüceliğin onda bütünleşmeye ulaşmasıdır….” Şimdilik Fisagor’la ilgili bu kadar bilgi vermekle yetinelim ve şiire dönelim:

ALTIN ŞİİR

Fena ihtiraslarına hakim olmayı öğren
Doğru ol, unutma ki ölüm var
Hayatta kolayca kazanılan mal
Ve saire kolayca mahvolabilir

Haydan gelen huya gider
Talihin getirdiği felaketlere gelince,
Bunlara çaresiz boyun eğ,
Dayan ve onları mülayimleştirmeğe çalış

Kadere keder olmaz
Ma’budlar, hükmü en zalimlere bırakmaz
Hatanın da -gurur gibi- aşıkları vardır
Filozofun, tasdiki de reddi de ihtiyatlıdır
Eğer bir hataya düşerse bir daha düşmez.

Sözlerimi dinle ve kalbine nakş et!
Gerçekleşmemiş şeylere göz ve kulaklarını kapa
Başkasını taklid etme, kendin düşün.

Kendin karar ver, hür bir surette,
Bırak, sebepsiz ve gayesiz olarak deliler hareket etsin
Sen, Hal’de istikbali görebilmelisin
Bilmediğin şeyi yapacağını iddia etme

Öğren! her şeyi zamanla başarırsın
Sıhhatini gözet! her şeyde i’tidali unutma,
Beden için gıdada, ruh için dinlenmede,
Sabah gözlerini açınca, o gün yapacağın işleri düşün.

Ne yaptığını, ne unuttugunu düşünmeden asla yatma.
Eger iyilik ettinse, her gün onda ısrar et!
Öğütlerimi düşün, sev, izle,
Bunlar seni ilahi fazilete götürür.

Öyle ki hakiki doğruluklar üzerine aydınlanan
Kalbin boş arzularla çarpmaz,
Göreceksin ki insanları hırslandıran fenalıklar,
Kendi seçmeleridir, ve bu bedbahtlar, saadetin kaynağını
Kendilerinden uzak yerlerde aramaktadırlar.

Mutlu olmayı pek az insan bilir,
Çoğu ihtiraslarının oyuncağıdır,
Uçsuz bucaksız bir deniz üstünde, zıt dalgalar arasında
Körleşmiş bir halde yuvarlanırlar ve fırtınaya,
ne mukavemet edebilirler ne de bir kenara çekilebilirler.

Onlar bunu, “Allah’tan” derler.
Fakat hayır: Hakikatı görmek,
Doğruyu, eğriyi ayırd etmek,
Soyu ilahi olan insanlara özgedir.

Tabiat onlara koldaştır
Sen ki bu hakikatı biliyorsun ey hakim ve mutlu insan!
İyilik limanında kal.

Benim kanunlarımı işle: Yaşının sürükleyeceği fenalıklardan çekin,
Aklın daima “Ben”ine hakim olsun,
Ancak bu suretle yüksek aydınlıklarda
Ölümsüzlerin arasında, sen de bir Ma’bud olursun!”

İşteee böyle… Bugün de bunu paylaştık…. Daha nicelerine…
Sevgiyle kalın…
Nazenin

Reklamlar

24 Kasım 2006 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Tasavvuf

2 Yorum »

  1. beğenmedim

    Yorum tarafından emre | 22 Aralık 2006 | Cevapla

  2. Sevgili Emre,

    Görüşünüze saygı duyuyorum. Beğenmek kadar beğenmemek de herkesin hakkı. Ama, neyi , neden beğenmediğinizi yazmadığınız için anlayamadım.

    Nazenin.

    Yorum tarafından nazenin | 23 Aralık 2006 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: