Düşünce Denizi

Bektaşilik ve Alevilik’te Kadın-3 (Atasagun Bacılık)

Bektaşiler için kadının statüsünün erkeğinkine en azından eşdeğer, hatta daha yüksek kabul edildiğinden söz etmiştik.

Bektaşilik İslam dini içinde bir kültürel sentez olarak doğmuş ve bir tasavvuf okulu olarak işlev görmüştür. Tasavvufun da özgürlük gereksinmesine yanıt olarak ortaya çıktığından daha önceleri söz etmiştik. İslam dünyası içinde oluşan bu okul elbetteki Kuran’a ters düşmemiştir. Ancak, Bektaşiler kültürel özgürlüklerini yaşayabilmek için Kuran’ı sadece zahir yüzünden ( görünen basit anlamları) okumakla kalmamışlar, her kelimenin, cümlenin, surenin simgesel bir anlatım olduğunu bildiklerinden onun simgesel çözümlemesini ele almışlar, dolayısıyle, batıni (iç anlamlarını) dikkate alarak, çoğu zaman bunları kendilerine yol gösterici olarak benimsemişlerdir.

Konuyu neden buraya getirdim!.. Çünkü, Kuran’da kadınları ele alan özel bir sure var. “Nisa Suresi“. Burada 33 ve 34. ayetlerde kadının itaatli olması, serkeşlik ederse kendisine öğüt verilmesi, söz dinlemezse yanına gidilmemesi, söz dinleyen kadına da zulüm edilmemesi gibi bilgiler yer almaktadır. Buradan da çok açık anlaşılacağı üzere ayet görünen anlamıyla kadına erkeğe oranla ikincil bir statü vermektedir.

Peki Bektaşiler ne yapmıştır? Bektaşiler ayette geçen “rical” kelimesi, ki görünen basit anlamıyla “erkekler” demek olurken, bunu “erler” olarak yorumlamışlardır. Erler, erlik mertebesine ulaşmış kişiler demektir. Erlerin ise kadını , erkeği olmaz. Her iki cinsten de erlik mertebesine ulaşmış kişi olabilir. Dolayısıyle, ermiş kişiler, kadın veya erkek, söz konusu edilmektedir. Aynı şekilde ayetteki “kadınlar” anlamında kullanılan sözü de, “erlik mertebesine ulaşmamış kişiler” olarak yorumlamıştır. Sonuçta, üstünlüğü, ermişlerin, ermemiş kişilere üstünlüğü olarak yorumlamışlardır.

Zaten Bektaşiliği tanımlarken, ırk, cins, … farkı gözetmez… diyoruz. Eğer erkeği kadına üstün tutsaydı, tanımına uyar mıydı???

Bektaşiler birbirlerine “ERENLER” “CANLAR” diye hitap ederler… Bu takıları genellikle kişinin isminin arkasına eklerler. Haydar Erenler, Haydar Can, veya Fatıma Erenler, Fatıma Can gibi… Bir de kadınlara hitaben bazen ismi dikkate almadan “Bacı Erenler” diye de hitap ederler. Kimi zaman da, Fatima Bacı, Gülzar Bacı gibi kullanabilirler.

Bektaşilerde en önemli makamlardan biri Derviş’liktir. Hizmet makamıdır. Bu makama ulaşmış, usulüne göre kisvesini giymiş birçok Derviş Bacı bulunmaktadır. Ayrıca, sadece Derviş Bacı’lara mahsus bir teşkilatlanmaları da vardır. Buna ATASAGUN BACI’lık denir. Atasagun Bacı, eski Türk töresinden gelme bir geleneğin yaşatılmasıyla oluşmuştur. Bilirsiniz, eski Türklerde, sağıltma işlemlerini (sağlık kazandırma)çoğunlukla kadınlar yapardı. ( Bu arada, dünya tarihinde de ilk doktorlar kadınlardır. Medicine-sağıltmacı kadın demekti, buradan tıp tarihine bu terim geçti.) Çeşitli otlarla, geleneksel yöntemlerle, gerçekleştirdikleri işlemleri Bektaşi töresi içinde de yaşattılar. Atasagun Bacı, tedavi yöntemlerine vakıf bir hemşire demekti. Bektaşi Dergahlarında bu görevi üstlenen Bacı, çoğunlukla mücerretliği seçmiş derviş erkanından geçmiş bir bacı olurdu. Çardarp erkanı görürdü. Yani temsili saç- sakal traşı… Bunun batın anlamının yanısıra, zahir anlamında, eril ve dişil kimlikten soyunmak manası da vardı. Dolayısıyle, Atasagun Bacı, görevini yaparken ne dişi, ne erkek sadece insan kimliğiyle görevini yapardı. Yerine göre kadınları ve bazen de yerine göre erkekleri tedavi ederdi. Hele savaş zamanlarında kendilerinden çok yararlanılırdı.

Gördüğünüz gibi tarihin ilk hemşiresi Florance Nightingale değil, Atasagun Bacı‘lardı. Hem de teşkilatlanmış halde… Ama biz kendi tarihimizi tanımak zahmetine katlanmadığımız için, bize sunulan her bilgiyi doğru kabul edip benimsiyoruz… Sesimizi çıkarıp, bizde daha önceleri bu gelenek vardı… demiyoruz.

Dönelim konumuza, kadınlardan Derviş çıkmıştır, ama şimdiye dek Baba çıkmamıştır. Oysa, kadından Baba olamaz diye bir kural da yoktur. Kadınların bu göreve henüz gelmemiş olmalarının bir nedeni, “Bektaşilerin yaşadıkları toplumun bir adım önünden gitmeleri” prensibidir. On adım önünden gitmezler. Çünkü on adım önde gittikleri zaman, toplumla bağları kopar ve onlara yardımcı olamazlar. Bektaşiliğin doğup serpildiği devir de de toplum ataerkildir. Hatta içinde yaşadıkları toplumda kadın alenen ikincil statüdedir. Bu durumda, kadınları dervişliğe kadar getirebilmişlerdir ama, eğitmenlik görevi olanl Babalık görevine ne talip olan çıkmıştır, ne de bunun tartışması yapılmıştır. Toplum bunu kaldırabilecek zamana gelince, toplumun bir adım önünde olmak prensibiyle bu adım da elbet atılacaktır. Buna mani hiçbir madde yoktur. Yol üstadları da buna mani bir gerekçe göstermemişlerdir.

Bektaşilik bir kardeşlik sözleşmesi gibi işler. Yola girenler, birbirini yol kardeşi olarak görürler. Özellikle aynı meydanda nasip alanlar birbirlerine müsahip düşerler. Bu nedenle kadın ve erkek (eşler) aynı meydanda nasip almaz. Erkeğe nasip verilirken eşi dışarıya alınır. Kadına verilirken de erkek dışarıya alınır. Çünkü içeridekiler kardeşlik sözleşmesi yapar. Kardeşliğe bu denli önem verildiği için de kadınlar “bacı” olarak görülür.

Mürşidin eşi “Ana Bacı” dır. Kadınların da eğitimi aynı erkekler gibi önemsendiğinden, Ana Bacı’nın mürşidin yardımcısı gibi her an yanıbaşında olduğu görülür. Canların birçok sorunuyla Ana Bacı ilgilenir, düzenlemeleri yönlendirir… Dedebaba eşine ise “Ana Bacı Sultan” denir…

Sistemde Anabacılara düşen görevler vardır. Eğer bir mürşidin eşi yoksa, veya bir nedenle toplantıya katılamazsa, onun görevini mutlaka kıdemli bir Anabacı, veya Bacı yapar.

Bektaşilerde boşanmak da hoş karşılanmaz. Ancak, kadın isterse ve çok önemli ve geçerli bir nedeni varsa, buna rıza gösterilebilir.
Mirasta kız çocuk erkek çocukla aynı hakka sahiptir. Ancak, çocuklar arasında ehliyeti olmayan varsa, yani bir veli, vasi tayin edilmesini gerektiren biri varsa, (hastalık , zeka geriliği, doğuştan kusurlu olmak gibi nedenlerle) o zaman bu kişiye bakmak şartıyla sağlıklı ve eğitim görmüş olana daha fazla pay verilir.

Bugünlük de bu kadar….
Nazenin.

Reklamlar

3 Aralık 2006 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, kadın

2 Yorum »

  1. ablası ben ersin ve seninle konuşabilir miyiz? bildiklerinden faydalanmak istiyorum. belki de bu tür konuları tartışacak, paylaşacak birilerini arıyorum ama kendimi bulmak istiyorum.çünkü yarım hissediyorum kendimi. teşekkür ederim.

    Yorum tarafından ersin | 12 Aralık 2006 | Cevapla

  2. Sevgili Ersin kardeşimiz,
    Yorumunuzu ve dileğinizi burada görüntülüyorum.
    Nazenin isminin mutlaka bir hanıma ait olması gerekmiyor. Nazenin yolundaki herkese Nazenin denebiliyor.
    Bu küçük hatırlatmadan sonra, sitemizin sağ üst köşesinde ana sayfanın hemen yanında, sitemiz sık sık güncelleştiriliyor yazısı var. Bu sayfaya girerek bana yorum veya sorularınızı iletebilirsiniz. Ben de elimden geldiğince yanıtlamaya ve yardımcı olmaya çalışırım. Ancak, bunu herkesin okuyabileceği şekilde yapmak gerekiyor. Sitemizde yer alan çeşitli konulardaki yazıları okuduktan sonra, hangi konuda daha fazla bilgi edinmek istediğinizi söylerseniz, size yardımcı olmaya çalışırım.
    Saygılar efendim.
    Nazenin…

    Yorum tarafından nazenin | 12 Aralık 2006 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: