Düşünce Denizi

Bektaşi Nefesleri- Sakine Bacı’dan

Bu sefer de bir kadın Bektaşi’den bir nefes örneği verelim. Sakine Bacı, 20. yüzyılda, yani yakın zamanda yaşamış Bektaşi erenlerindendir. Göçtüğünde 100 yaşlarında olduğu söylenir. Aşağıdaki nefesi yazdığı zaman da 95 yaşındadır. Eskişehir Sultan Şuca tekyesi şeyhi, Şair Ali Rıza Hadi’nin kızıdır.

Ezeli kurdular erkanı yolu
Bu yolun sahibi Muhammed Ali
Pirimi sorarsan Bektaş-ı Veli
Ali Veli gibi er bulunur mu?

Oturmuş mürşidler dolu içerler
Dillerinden dürr ü gevher saçarlar
Günahlının günahından geçerler
Kusursuz günahsız kul ulunur mu

Mürşidler oturmuş yerli yerine
Kimse eremedi Ali sırrına
Hep dikildik erenlerin darına
Mansur’un çektiği dar bulunur mu?

Biz de içelim kırklar içtiği demden
Gönülde kalmasın kaygıdan gamdan
Hatice Fatıma girdiği cemden
Arasalar böyle cem bulunur mu?

Cem cemiyet cümle şeyden uludur
Ayn-ı cem kardeşler Ali kuludur
Üstümüzde duran kudret elidir
Böyle bir mübarek el bulunur mu?

Erenlerin yolu bir gizli sırdır
Her ne arar isen orada vardır
Cümle cem ehlinde gönüller birdir
Arasan birinde gam bulunur mu?

Üçler beşler o kapıyı açtılar
Muhabbete misk ü anber saçtılar
Haklıyı haksızı orda seçtiler
Suçlu olanlara yer bulunur mu?

Beni mest eyledin meyi içirdin
Fırsatın var iken elden kaçırdın
Doksan beş yaş ile günün geçirdin
Geçen günler gibi gün bulunur mu?

Sakine Hatun der varabilirsen
Can gözün açup da görebilirsen
Bu sözün fehmine erebilirsen
Bundan büyük sana ün bulunur mu?

Reklamlar

7 Aralık 2006 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, kadın, Nefesler

4 Yorum »

  1. KERBELA’YA AĞIT ( Mersiye )

    Kerbela çölünde, meydan yerinde
    Şah Hüseyin der de yanar ağlarım
    Aciz kaldım hariciler elinde
    Şah Hüseyin der de yanar ağlarım

    Biz tutalım imamların yasını
    İmam Hasan içti ağı tasını
    Şah Hüseyn’e emanet etti Kasım’ı
    Şah Hüseyin der de yanar ağlarım

    Ali Ekber su deyip figan eyledi
    Abbas cenk eyleyip suyunu aldı
    Masumun ağzından ok ile vurdu
    Şah Hüseyin der de yanar ağlarım

    Sancağı elinde kılıç belinde
    Şehit düştü Kerbela’nın çölünde
    Ya Hüseyin deyip duram darında
    Şah Hüseyin der de yanar ağlarım

    Ümmügülsüm,Zeynep figan eyledi
    Şehriban ana da saçını yoldu
    İmam Zeynel anda hem yetim kaldı
    Şah Hüseyin der de yanar ağlarım

    Başlarını süngülere taktılar
    El ele verip te hora teptiler
    Götürüp de hem dımışka taktılar
    Şah Hüseyin der de yanar ağlarım

    Şimir aldı Şah Hüseynin başını
    Gürzü vurdu kırdı onun dişini
    Keşiş verdi yedi oğlunun başını
    Şah Hüseyin der de yanar ağlarım

    Asiye Hatun da bunu söyledi
    Ordu Haymegaha hücum eyledi
    Bacılar da çıplak deveye bindi
    Şah Hüseyin der de yanar ağlarım

    Asiye Hatun : Asiye kırmızı

    2

    TİRYAKİ DESTANI
    Tiryaki ağalara destan söylesem
    Acep bu sözüme darılır-mola
    Kızıl üzüm alsam koysam cebine
    Gözü tabakadan ayrılır-mola

    Tabaka ambardır, ağızlık, yaba
    Kimi ince sarar, kimisi kaba
    Darağacı kurulsa etmezler tövbe
    Sabretsek az biraz durulur-mola

    Kâğıt tükenirse hazır lülesi
    Mındar tütün tiryakinin belası
    İçmemesi hepisinin alası
    Sabretsek az biraz durulur-mola

    Kaba kâğıt acı verir dumanı
    Öksürük gelirse vermez amanı
    Bağrı saz çalar, döşü kemanı
    Otuz iki makam vurulur-mola

    Zenginler de bir tarafa geçerler
    Fukarayı ayırırlar, seçerler
    Kimi ayıngayı, kimi paket içerler
    Bu da mahşer günü sorulur-mola

    Tiryaki tütünü zaten çok sever
    Birini sararken birini ever(çiğner)
    Tütün tükenirse karısın döver
    O da erkeğim diye gurulur-mola

    Tütünün iyisi altın ettirir
    Tükenirse por yavşanı (ot) kattırır
    Sırtındaki gömleğini sattırır
    Bunu icat eden sürünür-mola

    Çerkezler de bindi-mola atına
    Yarım liram olsa vermem tütüne
    Dinlen ağalar, bu tütünden kötü ne?
    Bedene bir şifa verilir-mola

    Mehemmed’in sözü haklı değil mi?
    Kişiyi gezdiren aklı değil mi?
    Şimdi ayıngalar saklı değil mi?
    Üfeleme müfeleme bulunur-mola

    ÇAM AĞACI’NIN HAL DİLİ DESTANI
    Benim adım çam ağacı
    Güzel görünüp dururum
    Ağaçların seyyahıyım
    Emir sarınıp dururum

    Aşağı olur köklerim
    Kendim fenadan saklarım
    Tesbih çeker budaklarım
    Şükrümü kılıp dururum

    İrençberler koşar kağnı
    Çekilirler önlü, sonlu
    Ben gibi yük çeken var mı?
    Urgan sarınıp dururum

    Okumla düşman yıkarlar
    Kovam ile su çekerler
    İğim ile ip bükerler
    Yunup, arınıp dururum

    Beni bir dağda sezerler
    Etimden derim yüzerler
    Tahtama kalem yazarlar
    Surete girip dururum

    Dağdan indim ovalara
    Bergüzar oldum beylere
    Köprüler oldum çaylara
    Gerinip, sünüp dururum

    Hatayi’yem oldum budak
    Camilere oldum direk
    Fırınlara süngü, kürek
    Yanıp tutuşup dururum

    HEP ORAYA GİDİYORUZ

    Satılmışlar, Ramazanlar
    Haktan korkan, korkmayanlar
    Padişahlar, Süleymanlar
    Hep oraya gidiyoruz

    Kimi imam, kimi hatip
    Kimi savcı, kimi kâtip
    Mülkü bedavaya satıp,
    Hep oraya gidiyoruz

    İster Bağdat, ister Fizan
    Nerde Fikret, nerde Neyzen
    Emmim, dayım, halam, teyzem
    Hep oraya gidiyoruz

    Saklansak ta köşe, köşe
    Gidiyoruz kalka, düşe
    Kezban, Döndü, Elif, Ayşe
    Hep oraya gidiyoruz

    Kimisi var, gonca güllü
    Kimileri, dudu dilli
    Dost ( Hakiri ) adres belli
    Hep oraya gidiyoruz

    Hakir-i = Hasan Çerçioğlu

    Not: Destanlar Seyitgazi Aslanbeyli Köyüne ait olup, Öğretmen Cafer Koç’un arşivinden alınmıştır

    KERBELA’NIN BACILARI

    Bacılar binmiş deveye
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vah Hüseyin diye diye
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Kerbela’nın bacıları
    Hiç bitmiyor acıları
    Fatmana’nın kuzuları
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Yezit vermiş beratını
    Şimir sürmüş kır atını
    Sait asmış suratını
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Bacılar çıplak devede
    Elleri kalkmış havada
    Hepsi de binbir duada
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Hepsi de bacı bunların
    Halleri acı bunların
    Çalınmış tacı bunların
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Zeynep Bacı feryat eder
    Gülsüm’üm karalar giyer
    Abbas diye ah,vah eder
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Leyla ağlar Aliekber’im
    Ah benim bitmez dertlerim
    Dayanmıyor yüreklerim
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Sakine yolar başını
    Durmaz döker gözyaşını
    Şimir vurur kırbacını
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Mansur gibi asıldılar
    Kurban gibi kesildiler
    Nesim(i) gibi yüzüldüler
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Kırmızı Hoca^nın sözü
    Kan ağlıyor iki gözü
    Çöllerde bırakma bizi
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Mustafa Kırmızı (Merhum emekli öğretmen)

    TİLKİ DESTANI
    Tilki kümes kapısını çevirdi
    Horoz kuyruğunu kora değirdi
    Sıktı boğazını tavuk bağırdı
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Tilki geldi bizim evin önüne
    Mevla’m vereyidi tatlı canına
    Biz uyandık tavukların ününe
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Seğirtti tavuğun ününü duyan
    Kümesin içinde kopmuş bir figan
    Verme koca horoz kapıya dayan
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Tavukların tüneğine tünedi
    Saca koydu kuyruğunu, kanadı
    Tilki göttü tavuklarım komadı
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Dört horozum birbirine eş idi
    Küçük horoz cümlesine baş idi
    Tilki geldi tavuklarım taşıdı
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Tilki sürdü tavukların sürüsün
    Taşımaktan yiyemedi birisin
    Düşünüyor nasıl alsam gerisin
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Tilki geçti tarlaları beriye
    Göttü ikisini döndü geriye
    On tavuğu katamadım sürüye
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Korkusundan ötmez oldu horozum
    Götürmüş yarısın,komuş birazın
    Kör olası bana mıydı garazın
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Yağar yağmur evin önü denizlik
    Bu yıl bu tilkide var bir domuzluk
    Böyle gider ise komaz damızlık
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Açık bulsa girse gelse kapımdan
    Tutayıdım yaş meşenin sapından
    Hiç kimseler gelemedi hakından
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Ardıçtandır kümesimin direği
    Lüp lüp eder ak tavuğun yüreği
    Hiç kalmadı civcivlerin süreği
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Sağlam idi kümesimin yapısı
    Örtülmedi açık kaldı kapısı
    Hiç kalmadı ak tavuğun hepisi
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Tilki, buralarda var mı bildiğin?
    Hiç yoğudu beş on yıldır geldiğin
    Sen de bildin benim gafil olduğum
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Evimizin önünde yığın odunlar
    Tilki geldi etrafını adımlar
    İnşallah kürkün giysin kadınlar
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Geceleri karanlıktır havası
    Geldi baktı yalnız buldu kümesi
    Geldi pencereye dinledi sesi
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Kümes kapısına taktı solluğu
    Nerde kaldı yumurtanın bolluğu
    Tilki dağ başında yaptı folluğu
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    Tavuklarım bir kazanda kaynadı
    Tilki aştı menzilini boyladı
    Sakine Hatun’da destan söyledi
    A komşular, burdan tilki geçti mi?

    EZELİ KURDULAR ERKANI YOLU
    Ezeli kurdular erkanı yolu
    Bu yolun sahibi Muhammed Ali
    Pirimi sorarsan Bektaş-ı Veli
    Ali Veli gibi er bulunur mu?
    Oturmuş mürşidler dolu içerler
    Dillerinden dürr ü gevher saçarlar
    Günahlının günahından geçerler
    Kusursuz günahsız kul ulunur mu
    Mürşidler oturmuş yerli yerine
    Kimse eremedi Ali sırrına
    Hep dikildik erenlerin darına
    Mansur’un çektiği dar bulunur mu?
    Biz de içelim kırklar içtiği demden
    Gönülde kalmasın kaygıdan gamdan
    Hatice Fatıma girdiği cemden
    Arasalar böyle cem bulunur mu?
    Cem cemiyet cümle şeyden uludur
    Ayn-ı cem kardeşler Ali kuludur
    Üstümüzde duran kudret elidir
    Böyle bir mübarek el bulunur mu?
    Erenlerin yolu bir gizli sırdır
    Her ne arar isen orada vardır
    Cümle cem ehlinde gönüller birdir
    Arasan birinde gam bulunur mu?
    Üçler beşler o kapıyı açtılar
    Muhabbete misk ü anber saçtılar
    Haklıyı haksızı orda seçtiler
    Suçlu olanlara yer bulunur mu?
    Beni mest eyledin meyi içirdin
    Fırsatın var iken elden kaçırdın
    Doksan beş yaş ile günün geçirdin
    Geçen günler gibi gün bulunur mu?
    Sakine Hatun der varabilirsen
    Can gözün açup da görebilirsen
    Bu sözün fehmine erebilirsen
    Bundan büyük sana ün bulunur mu?

    Aciz kaldım pirelerin elinden

    PİRE DESTANI
    O pireler neler getti başıma
    Kimse bilmez sohbetinden dilinden
    Hepisi yumuştu, girdi aşıma

    Köşe başlarına kurdum kerevet
    Pirenin elinden olayım rahat
    Tahta kehlesini (kehle=bit)görmek kerahat(iğrençlik)
    Yine kanım mı değdi, inci dişine

    Pirenin elinden kurdum berseki
    Ben çıkmadan geldi çıktı bir teki
    Onu gördü geldi, hep gerideki
    Hepsi de düştü benim peşime

    Pireler buldular benim izimi
    Tuttum birisini kırdım dizini
    Ova,ova hem çıkardım gözünü
    Pireler geliyor eli düşene

    Pireler hep alayını topladı
    Beşi geldi başucumda bekledi
    Biri geldi, yatağımı yokladı
    Vardı gitti haber verdi eşine

    Pireler de geliyordu yel gibi
    Dereden tepeden akan sel gibi
    Satın alınmış eli bağlı kul gibi
    Hepisi de divan durdu karşıma

    Kimisi çıkıyor ambar üstüne
    Birimizi uyutmamak kastına
    Hep çağırdı yaranına, dostuna
    Hepisi yığıldı benim başıma

    Pireler de alayını bağlattı
    Pire beni sabaha dek ağlattı
    Soktu iğnesini sinem dağlattı
    Hepisi yumuştu gözüm yaşına

    Tuttum pireleri yere uçurdum
    Birin öldürmeden birin kaçırdım
    Uyumadan bir geceyi geçirdim
    Hepisi gülüştü benim keşime(keş=aptal)

    Çoban tutsak pireleri gütmeye
    Müşteri bulunmaz alıp satmaya
    Sol böğrüme vuruncağız tekmeye
    Kırayazdı kaburgamı, döşümü

    Pireleri mencilise koysalar
    Herkes gelip intikamın alsalar
    Eğer benim öldüğümü bilseler
    Gelecekler mezarımın başına

    Pirenin çokluğu vardır eşikte
    Çoluğu çocuğu bulur beşikte
    Tüyleye, tüyleye kalkar döşekte
    Hak onara pirelerin işini

    Akşam olur bir araya toplanır
    Sabah olur yorgan döşek yoklanır
    Karnı doyar hiç görünmez, saklanır
    Birisinin göremedim başını

    Eve girsem üzerime sarılır
    Birini öldürsem bini darılır
    Kış gelince fil cümlesi kırılır
    Tutabilsen bu yazın da kışını

    Hiçbir alaca yok hepisi kara
    Vurdular sineme, açtılar yara
    Buna kimse bulamadı bir çare
    Fayda yoktur, ne söylesek boşuna

    Bir elinde iğne bir elinde biz
    Şükür ellerinden kurtuldum ucuz
    Sakine Hatun’u etmişler aciz
    Kerpetenler değsin inci dişine

    2

    TİRYAKİ DESTANI
    Tiryaki ağalara destan söylesem
    Acep bu sözüme darılır-mola
    Kızıl üzüm alsam koysam cebine
    Gözü tabakadan ayrılır-mola

    Tabaka ambardır, ağızlık, yaba
    Kimi ince sarar, kimisi kaba
    Darağacı kurulsa etmezler tövbe
    Sabretsek az biraz durulur-mola

    Kâğıt tükenirse hazır lülesi
    Mındar tütün tiryakinin belası
    İçmemesi hepisinin alası
    Sabretsek az biraz durulur-mola

    Kaba kâğıt acı verir dumanı
    Öksürük gelirse vermez amanı
    Bağrı saz çalar, döşü kemanı
    Otuz iki makam vurulur-mola

    Zenginler de bir tarafa geçerler
    Fukarayı ayırırlar, seçerler
    Kimi ayıngayı, kimi paket içerler
    Bu da mahşer günü sorulur-mola

    Tiryaki tütünü zaten çok sever
    Birini sararken birini ever(çiğner)
    Tütün tükenirse karısın döver
    O da erkeğim diye gurulur-mola

    Tütünün iyisi altın ettirir
    Tükenirse por yavşanı (ot) kattırır
    Sırtındaki gömleğini sattırır
    Bunu icat eden sürünür-mola

    Çerkezler de bindi-mola atına
    Yarım liram olsa vermem tütüne
    Dinlen ağalar, bu tütünden kötü ne?
    Bedene bir şifa verilir-mola

    Mehemmed’in sözü haklı değil mi?
    Kişiyi gezdiren aklı değil mi?
    Şimdi ayıngalar saklı değil mi?
    Üfeleme müfeleme bulunur-mola

    ÇAM AĞACI’NIN HAL DİLİ DESTANI
    Benim adım çam ağacı
    Güzel görünüp dururum
    Ağaçların seyyahıyım
    Emir sarınıp dururum

    Aşağı olur köklerim
    Kendim fenadan saklarım
    Tesbih çeker budaklarım
    Şükrümü kılıp dururum

    İrençberler koşar kağnı
    Çekilirler önlü, sonlu
    Ben gibi yük çeken var mı?
    Urgan sarınıp dururum

    Okumla düşman yıkarlar
    Kovam ile su çekerler
    İğim ile ip bükerler
    Yunup, arınıp dururum

    Beni bir dağda sezerler
    Etimden derim yüzerler
    Tahtama kalem yazarlar
    Surete girip dururum

    Dağdan indim ovalara
    Bergüzar oldum beylere
    Köprüler oldum çaylara
    Gerinip, sünüp dururum

    Hatayi’yem oldum budak
    Camilere oldum direk
    Fırınlara süngü, kürek
    Yanıp tutuşup dururum

    HEP ORAYA GİDİYORUZ

    Satılmışlar, Ramazanlar
    Haktan korkan, korkmayanlar
    Padişahlar, Süleymanlar
    Hep oraya gidiyoruz

    Kimi imam, kimi hatip
    Kimi savcı, kimi kâtip
    Mülkü bedavaya satıp,
    Hep oraya gidiyoruz

    İster Bağdat, ister Fizan
    Nerde Fikret, nerde Neyzen
    Emmim, dayım, halam, teyzem
    Hep oraya gidiyoruz

    Saklansak ta köşe, köşe
    Gidiyoruz kalka, düşe
    Kezban, Döndü, Elif, Ayşe
    Hep oraya gidiyoruz

    Kimisi var, gonca güllü
    Kimileri, dudu dilli
    Dost ( Hakiri ) adres belli
    Hep oraya gidiyoruz

    Hakir-i = Hasan Çerçioğlu

    Not: Destanlar Seyitgazi Aslanbeyli Köyüne ait olup, Öğretmen Cafer Koç’un arşivinden alınmıştır

    KERBELA’NIN BACILARI

    Bacılar binmiş deveye
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vah Hüseyin diye diye
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Kerbela’nın bacıları
    Hiç bitmiyor acıları
    Fatmana’nın kuzuları
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Yezit vermiş beratını
    Şimir sürmüş kır atını
    Sait asmış suratını
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Bacılar çıplak devede
    Elleri kalkmış havada
    Hepsi de binbir duada
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Hepsi de bacı bunların
    Halleri acı bunların
    Çalınmış tacı bunların
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Zeynep Bacı feryat eder
    Gülsüm’üm karalar giyer
    Abbas diye ah,vah eder
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Leyla ağlar Aliekber’im
    Ah benim bitmez dertlerim
    Dayanmıyor yüreklerim
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Sakine yolar başını
    Durmaz döker gözyaşını
    Şimir vurur kırbacını
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Mansur gibi asıldılar
    Kurban gibi kesildiler
    Nesim(i) gibi yüzüldüler
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Kırmızı Hoca^nın sözü
    Kan ağlıyor iki gözü
    Çöllerde bırakma bizi
    Gidiyorlar Şam’a doğru
    Vardılar akşama doğru

    Mustafa Kırmızı (Merhum emekli öğretmen)

    Yorum tarafından YILMAZ KIRMIZI | 26 Mayıs 2009 | Cevapla

  2. YILMAZ KIRMIZI:0555 602 44 27
    ESKİŞEHİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ THM ŞEFİ
    ( SAKİNE HATUN UN TORUNU )

    Yorum tarafından YILMAZ KIRMIZI | 26 Mayıs 2009 | Cevapla

    • Tesekkurler sayin Kirmizi….

      Yorum tarafından nazenin | 28 Mayıs 2009 | Cevapla

  3. benim dedemin babaannesi dedem hakkı kargın

    Yorum tarafından semra | 1 Mayıs 2013 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: