Düşünce Denizi

Çuf-çuf-güüm! -AB ile ilişkilerimizi anlatan bir yazı-

images-13.jpg

Lale Sıvgın‘ın yazısı. Kaynak: Yeniçağ

Çuf-çuf-güüm!
Çocukların bile anladığını, nedense bazıları anlamıyor. Anlamayanlar için çocuğun bile anlayabileceği basit bir ifadeyle tekrar anlatalım “ÇUF ÇUF GÜÜM”

3 Ekim 2005’te müzakerelere başlama kararının alınmasından bu yana AB ile tren kazası olur mu sorusu soruluyor. Oysa bu sorunun yanıtı çok basit. Tren baştan arızalı. Arızalı treni yola çıkarırsanız, çuf çuf’tan sonra gümler. Bunun sorgulanacak, tartışılacak bir tarafı yoktur.

Dün Türkiye’nin “bir liman ve bir havaalanını Ercan Havaalanı ve Magosa Limanı’nın açılması karşılığında Rum gemi ve uçaklarına açmayı” önermesi ve “2007’de Kıbrıs’ta bir çözüm girişimi başlatılması” temennisi de trenin gümlemesini önlemeye ne yazık ki yetmeyecektir. Evet, bu öneri paketi Türk tarafının uzlaşmacı ve çözüme yönelik olduğu anlamına gelebilir. Bu nedenle, kimi uzmanlar, bu hamleyi ‘başarılı bir diplomatik girişim’ hatta ‘jest’ olarak değerlendiriyor. Ancak ‘uzlaşma’ ya da ‘jest’, karşılıklı olursa anlam kazanır. Aksi takdirde tek taraflı yapılan jestin adı ‘taviz’dir. Türkiye bugüne kadar AB ile ilişkilerindeki ‘jest’lere karşılık alamadığına göre, bundan sonra da AB’den olumlu adım atmasını beklemek pek de akıl kârı değil. Üstelik Ankara, sunduğu öneri paketinde limanların açılması karşılığında, müzakerelerin önkoşulsuz devam etmesi ve olası tüm yaptırımların da kaldırılmasını bekleyebilecek kadar safiyane duygularla yaklaşıyor. Yani Ankara, ‘2 liman açarsam AB yolu dikensiz gül bahçesine dönüşür’ sanıyor ya da bunu temenni ediyor. Ama AB ile tek sorunumuz Kıbrıs değil ki… Farz edelim Kıbrıs sorunu ‘bir şekilde’ çözüldü, sırada AB’nin eleştirdiği 301. madde, seçim barajı, askerin konumu ya da Ermeni, Süryani, Pontus iddiaları gibi saymakla bitiremeyeceğimiz daha onlarca konu var. Üstelik Türkiye tüm tavizleri verip, AB’nin istediği her şartı yerine getirmiş bile olsa, 3 Ekim’de yayınlanan müzakere çerçeve belgesine göre, Türkiye ‘hazmetme kapasitesi’ gerekçe gösterilerek, AB’ye üye yapılmayabilir.
3 Ekim’deki zirvenin ardından, Lüksemburg’dan Türkiye’ye döndüğümde gazetelerdeki bayram havasını şaşkınlıkla karşılamıştım. Bayram yapacak bir durum olmadığı gibi, üzerinde düşünülmesi, eleştirilmesi gereken pek çok nokta vardı. Lüksemburg dönüşü şu satırları yazmıştım:

“ Türkiye’deki bayram havası kafaları karıştırıyor. Eğer bayram havasının sebebi 3 Ekim’de müzakerelere başlama kararı alınmış olmasıysa, bu zaten beklenen, olması gereken bir noktaydı. 17 Aralık’ta verilen sözler de bu doğrultudaydı. Ancak, sanki fazladan kazançlarımız olmuş gibi bir tablo çiziliyor. Oysa ki bırakın fazladan kazançları, 17 Aralık’ta söz verilmiş hakkımızı bile alamıyorduk. Kaldı ki Kıbrıs, Ermeni meselesi, azınlıklar, serbest dolaşımla ilgili belirsizlikler de Türkiye’nin AB’ye ikinci sınıf üye olması ihtimalini güçlendiriyor.” (06.10.2005)
Ne yazık ki aynı tabloyu bugün de görüyoruz. Türkiye müthiş bir diplomatik manevra yaptı diyenler, limanların açılması tavizini, jest olarak niteleyenler ve bundan sonra dikensiz gül bahçesi umanlara, şimdiden söyleyelim ki yanılıyorlar. Çünkü tren baştan arızalı. Bu tren bu şartlarda gümlemeye mahkûm.

Tarih:08.12.2006

Reklamlar

7 Aralık 2006 - Posted by | Seçme yazılar

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: