Düşünce Denizi

Biz sevgiden söz ediyoruz oysa dünya sevgisizleşiyor…

images1.jpg
Yaşadığımız dünyanın çok büyük sorunları var.
Yaşadığımız ülkenin çok büyük sorunları var.
Biz yine de sevgiden söz ediyoruz.

Peki doğru mu yapıyoruz?

Evet… Doğru yapıyoruz.

Dünyanın ve ülkemizin pek çok ve önemli sorunları olduğu doğrudur. Ancak, böyle dönemler genellikle INSAN üzerinde negatif etki yapar. İnsan, umutsuzlaşır, bezginleşir, bedahtlaşır… Sonunda, çaresiz hissederse kendini aptallaşır, bir peyk, uydu gibi kendisini çekiştirmeye, yönlendirmeye talip olanın ardından sürüklenir, itaatkar bir düşüncesiz olur çıkar… Üstelik de doğru ve iyi birşey yaptığını sanır.
Bazılarını ise bu umutsuzluk, yokluk, kaybedecek birşeyi kalmadığı düşüncesine sürükler ve saldırganlaştırır. Bunların hepsi gerçekte SEVGİSİZLİĞİN sonucudur. Çünkü en fazla tüketilmiş olan şey, SEVGİ dir. SEVGİnin bittiği yerde, barış, huzur, ahenk, mutluluk yaşayamaz ki!..

Sevgi, sevgisiz ortamın yegane panzehiridir.

Işte bu nedenle, dünyanın ve ülkemizin bunca sorunu içinde yine de sevgiden söz etmek gerekir. İnsanların sevgiyi unutmamalarını sağlamak gerekir, İNSANın İNSANı sevmesini sağlamak gerekir. Bulunduğumuz hali daha iyiye çevirebilmek için bu şarttır.
images-14.jpg

İşte bu yüzden sevgisizleşen dünyamızı üzüntüyle izliyoruz. Neden ve nasıl sevgisizleşiyor dünya?

Dünya yepyeni bir döneme girdi. Önemli bir değişim süreci yaşıyor. Bunu algılamamız gerekiyor. Teknolojide kullanılan olanaklar değişti, gelişti. Hızlandı. Eskiden üretim aletlerine sahip olma savaşı verenler şimdi erişim teknolojisine hükmetme savaşı veriyorlar. Eskiden konvansiyonel dediğimiz silahlarla savaşanlar (topla, tüfekle, tankla gibi..) şimdi biyolojik,kimyasal, nükleer, nanoteknolojik vb. gibi silahlarla savaşıyorlar… Hiçbir yer uzak değil artık… Hiçbir şey de erişilmez değil…
Güç, daha çok güç ister hale geldi. Kendini doyurmak beslemek için oburca sömürme dileğinde…
Sonuçta, fakir daha fakir, zengin daha zengin olmakta… Uçurumlar oluşturulmakta… Denge bozulmakta… Işte ” Rab bena, Hep bana” anlayışıyla PAYLAŞIMSIZlığa sürüklenen bir dünya… SEVGİSİZLİĞE bulanmış bir dünya… Dünyamızın malesef böyle sorunları var.

Ya ülkemiz!…
Ülkemiz bir YALAN RÜZGARInda savruluyor… Sözüm ona herşey güzel, iyiye gidiyor.
Ekonomi iyiymiş diyenler, her halde sokaktaki bakkala hiç uğramamışlar, ya da iki sokak ötedeki fırına… Mahalledeki taksi durağına… Halka hiç sormamışlar, borçları nasıl böyle arttı diye… Her gün gazetelerde ödeyemediği borçlarının utancından intihar edenlerin can hesabı hiç sorulmamış…
Üç beş şirketin durumu daha iyi olsa, halka ne fayda… Ancak halkın durumunun iyileştiğinde üç beş şirket de daha iyi olursa, o zaman bir anlam taşır…
Emekli ağlıyormuş, kime ne!… Çalışanın canı çıkmış, kim görüyor… Hasta dertli, ilaç yok, bana ne!…
İşte böyle bir durumda ülkemiz…

Bir de Avrupa Birliği sorunumuz var… Ne olduğu belirsiz bir AB sevdası yüzünden satılmadık yeri kalmayacak bu gidişle… Şaka gibi.. Daha doğrusu kabus gibi…

Biz çocukken “Türküm, doğruyum, çalışkanım” diye andımıza başlar…”varlığım Türk varlığına armağan olsun” diye bitirirdik. Ruhumuza işlerdi bu sözler… Ne olursa olsun, ülkemiz bizim için önemliydi, hatta neredeyse kutsaldı. Çünkü o BİNDİĞİMİZ daldı. Kesilmemeliydi… Bunu çok iyi bilirdik.

Ya şimdi!… Bindiği dalı kesen, kesene…

Çocukken bizim “YERLı MALı HAFTAMIZ” vardı. Kendi ürettiğimizi tüketmenin önemi anlatılırdı… Az olsun, öz olsun, bizim olsun, denirdi… Varlığımızla sevinirdik, paylaşırdık…

Şimdi mahalle pazarına gittiğinizde bile “Abi, muz Cikita, ithal muz abi guzel!!!” , “Abla Vaşington, ithal… mis gibi!!!” diyerek satmaya çalışıyor gariban pazarcı… Çünkü öyle alışmışlar ki, birşeyin iyi olması için ithal olması şartmış gibi..

Hadi alın, herşeyi ithal edin satın, ithal mal alın… Sonra, siz ne iş yapacaksınız, oğlunuz, kızınız???
Onlar işsiz kalınca ağlamayın… İşsizlik diz boyu diye debelenmeyin… Kendi düşen ağlamaz…

Üretmezseniz, bir müddet sonra üretemez hale gelirsiniz. Olacak olan da bu!…
Bunun neresi iyi ekonomi…
Sadece kısmen hizmet sektöründe iş gelişmesi var. Hizmetkar olmak iyi de sadece hizmetkar olanlar, kendi ülkelerinde efendi olamazlar… Gün gelir, satıp savdığınız evlerde, topraklarda kurulup oturanlar, bugün üç kuruş cebinize girecek diye günü kurtarmak için devrettiğiniz işleri, elden çıkardığınız işleri alıp kah işletip, kah kapatanlar, kisaca artık işvereniniz olanlar, yarin size işvermediği, gerek görmediği zaman ne yapacaksınız? İş bulmaya daha yoksul diyarlara, daha doğuya doğru mu gideceksiniz. Böyle böyle Anadolu’dan kovulup, bazılarının dediği gibi ” ANADOLU TÜRKLERE BIRAKILMAYACAK KADAR DEĞERLİDİR” sözünün gereğini mi yerine getireceksiniz!…

Bunlari göremeyecek kadar kör müsünüz, duyarsız mısınız?

Işte sevgisizliğin, ülkesini, insanını sevmeyenlerin bu güzelim ülkeyi getirdiği nokta bu…

Böyle bir durumda SEVGİden söz etmeyelim de neden edelim…

SEVGİ PAYLAŞMAKTIR…
SEVGİ VERMEKTİR…

Hani veren, hani paylaşan… HANİ SEVEN insanlar…

Biz birbirimizi önce bu ülkenin insanları olarak birbirimizi sevmemiz gerek.
Sonra da dünyanın insanları olarak tüm insanlarla bu sevgimizi paylaşmamız gerek ..
Bunları yaparsak, ülkemiz güzelleşir, güçlenir… insanımız mutlu olur…
Bunları yaparsak, dünyamız güzelleşir, barış içinde huzurlu bir diyar olur…

Insan biraz INSAN olabilse,
Biraz SEVGİ verebilse, SEVEBİLSE…
Dünya CENNET olur…

Sevgiyle kalın…
Nazenin…

Reklamlar

11 Aralık 2006 - Posted by | Siyasal hayat

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: