Düşünce Denizi

Bektaşi Nefesleri- Kaygusuz’dan

Hepiniz adını duymuşsunuzdur. Hacı Bektaş Veli’nin ardalarından Abdal Musa vardır, hani Kadıncık Ana’nın yetiştirdiği. İşte Kaygusuz’un yetişmesinde de en önemli pay Abdal Musa’nındır. Ondördüncü yüzyıl sonları ve onbeşinci yüzyıl başlarında yaşamıştır. Abdal Musa’nın halifesi olarak tanınan Kaygusuz çok eser vermiş ve Bektaşi öğretisini eserlerinde başarıyla yansıtmış biridir. Aruz vezniyle yazmanın yanısıra düz yası biçiminde eserleri de vardır. Onun yaşamını konu alan “Kaygusuz Velayetnamesi” adlı bir eser de bulunmaktadır.

Kendisi Alanya Beyi’nin oğludur. Asıl adı ise “Ala’addin Gaybi’dir. Yaşadığı dönemde Mısır, Osmanlı toprakları dahilindedir ve bazı cönk defterlerinden anlaşıldığına göre Mısır ve civarında görev yapan birçok Bektaşi bulunmaktadır. Kaygusuz da Abdal Musa’nin halifesi olarak Mısır’a gitmiş ve burada Bektaşi dergahlarında hizmet vermiştir. Mısır’da adına dört adet dergah kurulmuştur. Bunların en ünlüleri Kasrül-ayn ve Cebel-i Mukattam tekkeleri olarak bilinir. Cebel-i Mukattam’daki dergah, bugün Atom Araştırma Merkezi olmuştur. Bu dergah Atom Araştırma Merkezi olmadan evvel Kaygusuz Dergahı olarak bilinmekte ve ziyaret edilmekte imiş.

Gülüstan, Cevhername, Minbername, Kitab-ı Mitğlata, Vücüdname, Dolabname, Sarayname gibi eserleri bilinir.

Kaygusuz birçok Bektaşi Babası’nın ve Dervişinin yetişmesini sağlamıştır. Bunların bir kısmı daha sonra Anadolu topraklarında da hizmet vermişlerdir.

Nefeslerinden iki örnek verelim:

Evliyadan gelen kelam
Okunan Kur’an değil mi?
Gerçek evliyanın sözü
Sure-i Rahman değil mi?

Çün Hak seni yarattığı
Zatına mir’at ettiği
Tecellii zat kıldığı
Suret insan değil mi?

Hak haberin dinleyene
Candan kabul eyleyene
Hak bilip anlyana
Sözümüz burhan değil mi?

Gerçek elini tutmayan
Gönlün ana terkitmeyen
Hakkı batıldan geçmeyen
Cahilü nadan değil mi?

Ey Kaygusuz halin nola
Sende gidegör bu yola
Hak kerem edicek kula
Hak günden ayan değil mi?

Şimdi sizlere sunacağım nefes belki de en sevdiklerimden biri…. Bakalım siz de beğenecek misiniz? Nazenin’den sevgilerle:

Yücelerden yüce gördüm,
Erbabsın sen Yüce Tanrı
Bu Allah’lığı sen nereden,
Satın aldın, kaça Tanrı?

Ali ile bir olmuşsun,
Bir mektepte okumuşsun,
Ali olmu hafız kelam,
Sen okursun hece Tanrı

Kıldan köprü yaratmışsın,
Gelip geçsin kullar deyu
Hele biz beri duralım,
Yiğit isen geç a Tanrı…

Yaratmışsın bağ ü cennet,
Kulların etsinler sohbet
Cehennemi niçin yaptın,
Be akılsız koca Tanrı…

Unuttun diye namazı,
Bizi ateşe atarsın
Kul yanması abes değil,
Gel bas kızgın saça Tanrı…

Senin kulların anılır,
Atası anası ile
Senin anan baban yoktur,
Benzersin bir hiçe Tanrı…

Seni her yerde görürüm,
İçini dışını bilirim
Sırrın halka faş edersem,
Halin olur nice Tanrı…

Kaygusuzum der buradan,
Cümle mahluku yaradan
Kaldır perdeyi aradan,
Gezelim bilece Tanrı…

Nasıl? Harika bir “Nazlanma” örneği değil mi? Tanrı’yı kendine bu denli yakın gören, onunla nazlana nazlana, cilveleşe cilveleşe konuşan bir Bektaşi fukarası… Tanrı onun için “sevgiyle yaklaşılan, sevilen”dir… O da Tanrı için “sevdiğidir”… Dolayısı ile, Tanrı ile kendisini öylesine bir sevgi, aşk içinde görür ki, onun da böyle nazlanmasını sevgiyle karşılayacağından emindir. Yani “korku” yoktur bu bağın özünde… Korku sadece “sakınmak” anlamlarında vardır. Ürkmek anlamında değil. Tanrıyı gücendirmekten korkar, ama Tanrı’nın ona öfkeleneceğini falan aklına bile getirmez. Çünkü, öfkelendirebilecek sevgisizlik duygusudur ve kendisinde sevgisizlik ne gezer!… O, öyle büyük bir sevgiyle bağlıdır ki Tanrı’ya… ayrı gayrı bile görememektedir… İşte nazlanmanın özü de bu duygudur. Tanrının sevdiklerinden olduğunu bilmek!…. Bir çocuğun kendisini sevdiginden emin olduğu ana-babasına yapabileceği naz gibi, koşulsuz sevgiyle bağlı olmanın getirdiği sonsuz sevgi….
Aşk….
Kaygusuz bunu yukarıdaki nefesinde çok güzel işlemiş…. AŞK OLSUN….

Sevgiyle kalın…
Nazenin…

Reklamlar

19 Aralık 2006 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Nefesler

6 Yorum »

  1. guzel bir nefes gercekten guzel isler yapmisiniz bu site cok begendim bende tekke edebiyati nefesler ve deyisler uzerine arasitirmalarim var paylasmak isterim sizinle ayni duygu yogunlugu ve ayni perspektiften bakiyoruz bu her biri umani derya olan ve halk muziginede mihenk tasi olan nefesler ve deyisler yillar gecsede hep gun yuzunde kalmistir ve sizlerin ve bizlerin sayesinde kalacaktir dostlukla

    Yorum tarafından umut | 30 Aralık 2006 | Cevapla

  2. Sevgili Umut,
    Insanların içinde gerçek anlamda “sevgi” varsa, bunu nerede olsa paylaşabiliyor. Ne karşısındakinin kim olduğu, ne de nerede olduğu önemli… Can cana, can teline dokunsunlar yeter… Bir siteniz varsa, bize adresini verirseniz ziyaret etmek isteriz…
    Sevgiler,
    Nazenin…

    Yorum tarafından nazenin | 30 Aralık 2006 | Cevapla

  3. maalesef sitem yok calismalariniz cok guzel basarilarinizin devami dilerim

    Yorum tarafından umut | 30 Aralık 2006 | Cevapla

  4. Kaygusuz Abdal’ın ikinci şiirine, “şahtiye” diyebiliriz. Şathiye (Şathiyat-ı Sofiyane) Dinin ilkelerinden, inançlardan teklifsizce ve alaycı bir dille söz ediyormuş gibi söylenen şiirlerdir. Görünüşte saçma sanılan bu şiirler aslında toplumun ve insanların eleştirisini yapmakta ve tasavvuf kavramlarını anlatmaktadır. Bunlara genellikle Bektaşî şairlerinde rastlanır. Bu şiirlerde yer yer, ciddi bir düşünce duyguyu iğneli ve mizahlı bir dille anlatılır. Bu tür şiirlerde, zaman zaman Allah ile şakalı bir eda ile konuşur gibi bir anlatım vardır. Kaygusuz Abdal’dan Âşık Veysel’e kadar pek çok halk ozanının bu tür şiirleri vardır. Pekbilinmeyen bir şair olan Sefil Selimî’denbir örnekle katkıda bulunmak istedim:

    Ey Huda, acizim beni kınama,
    Düşüp sürünene görmez misin sen?
    Meraklı değilsen şöhrete nama,
    Fakirler gönlüne girmez misin sen?

    Bildiğine göre edersin ayar,
    Şanına bizleri yakmak mı uyar,
    Seni sevmek kulu yaralar oyar,
    İlacı elinde sürmez misin sen?

    Sırat’ın geçilmez ne kadar dardır,
    Cehennem’in vardır hep yanar kordur,
    Sırrına ulaşmak mutlaka zordur,
    Yardım dileyene vermez misin sen?

    Her yolcu yoluna inançla gider,
    Âşıklar aşkını aşkınla tadar,
    Sefil Selimî de canını adar,
    Dilek sergisini sermez misin sen?

    Yorum tarafından Ahmet Özdemir | 23 Ocak 2007 | Cevapla

  5. Sayin Ahmet Özdemir,

    Yorumunuz için gerçekten teşekkür ederim. Sitemizin ziyaretçilerinin de verdiğiniz bilgiden yararlanacaklarından eminim.

    Sefil Selimi’yi bize tanıttınız. Nefesler sınıflamasında da yer alabilmesi için kopyalarak yayınlayacağım.

    Şathiye konusunda verdiğiniz bilgiler konumuzu tamamladı.
    Bir gün nefeslerin edebiyatımızdaki yeri ve çeşitleri açısından konuyu ele almakta yarar var herhalde… Ancak,bu sitedeki herşeyin sadece bir kişinin ayırabildiği zamanın sınırlarında olduğunu düşünürsek, yetişebildiğim nispette oluşturmaya çalıştığımı söyleyebilirim. Böylece, katkınızın ne kadar kıymetli olduğunu tekrarlamama gerek yok sanırım.

    Tekrar teşekkür ederim.
    Saygılarımla,
    Nazenin…

    Yorum tarafından nazenin | 23 Ocak 2007 | Cevapla

  6. cok guzel nefesler,cok begendım…..su nefeste sızde varsa fakırle paylasırsanız sevınırım,ŞAHIM ALİ ABAYA GİRENLERE AŞK OLSUN,makamını vs bılıyorum fakat tam sözlerini ogrenmek ıstıyorum,arşinizde vardır muhtemelen….ıyı gunler…..!!!

    Yorum tarafından hamit | 4 Temmuz 2008 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: