Düşünce Denizi

Halk “aptal”mı? “Aptal yerine mi konuyor?”…

images-10.jpg

Aziz Nesin’den bir taşlama aktarınca size, birden aklıma bu soru geldi. “Bizim Halk aptal mı?” yoksa, “aptal yerine mi konuyor?“…

Bence bizim halk yerine göre ve işine gelince cin gibi… Yani, aptal değil… Ama APTALLIK ettiği de olmuyor değil… Bir süreliğine edebiliyor…

Aptallık ettiği en önemli noktalardan biri de “aptal yerine konmaya müsaade etmesi”

Çünkü, bu halk düpedüz “aptal yerine konuyor”…

AŞK kültürüyle hareket edenlerin böyle bir APTALLIKları olur bir süreliğine.. AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR sözü de buradan belir…

Bizim halk da bir AŞKa vuruldu… Ama bu, ilahi bir aşk değil, marazi bir aşk hikayesine dönüştü

Hele de şu Avrupa Birliği konusunda…

Öylesine aptal yerine kondu ki, neredeyse bu yakıştırmaya kendi de inanacaktı!…

Halka yalan söylendi, bazı ülkelerin eline verilen AB merhemi, sıra bize gelince, içine bir dolu çürük malzeme katılıp işe yaramaz, tedavi etmez hale getirilmiş halde ama üstüne bir şekerli cila sürülüp, içi çürük bir elma şekeri gibi, bu halkı da , APTAL YERİNE KOYUP önüne sürüldü. AL YE! BU ŞEKERİ diye…

Halk, aptal değildi. Değil de…Sadece,iyi niyetliydi, seçtiği yöneticilerin de kendilerine karşı dürüst olduğunu ve olması gerektiğini düşünüyordu. Çünkü, dürüstlük arayışı sonucu denenmemişe oy vermeyi göze almıştı, belki daha dürüst çıkarlar diye!… Hepsi bundan ibaret.

Ama, ne oldu? Halk doğru bilgilendirildi mi? Hayır!.

İyi niyetli halkı aptallaştırmak için dört elle sarılanlar oldu bu çürük elma şekeri fabrikasına... Kimi yurdışından cazip ambalaj getirdi, kimi ünlü para babalarının ellerini ceplerine atıp çürük malın reklamını yapmasını sağladı… “Bir kısım medya” adıyla ünlenenler de bu tezgahın halka sunulmasında en büyük payı aldı. Kim bilir kimin ne çıkarı, ne amacı vardı bu çürük elmayı bizim halka yutturmakta? Yetişecekleri bir yer, ulaşacakları bir istasyon vardı da, bu çürük elma satışı onlar için bir araç mı olacaktı acaba?… Kim bilir!… Neyse, sonuçta halk aptal yerine kondu…

Şimdi halk kızgın… Çünkü, aptal yerine konmak, aptal olmayana yapılan en büyük hakaret!...
Bunu sineye çekmeye de pek niyeti yok!…

Zamanında doğru dürüst, gerçekten bilimsel olarak yapılan ve kamuoyunu yanlış yönlendirmeyi amaçlamayan, halkı aptallaştırmak veya aptal yerine koymayı adet edinmiş çürük elma satıcıları yandaşlarının dışında yapılan araştırmalar, HALK NE DIYOR? diye baktıklarında, Halka doğru soruları yöneltip, doğru yanıtları almışlardı. Bu araştırmaların sonuçları da, halkın hiç de aptal olmadığını ortaya koymuştu. Üstelik de müzakereler açılmadan çok daha önce… Bu araştırmalardan birinin verilerine göre:
Eğer ucu açık süreç öne sürülürse,
Emeğin serbest dolaşımı verilmezse, AB’yi istemeyenlerin oranı % 70 lere gelirken,
AB yasaları TC anayasasının üzerinde olarak egemenlik haklarını ihlal ederse, istemeyenlerin oranı %90’lara çıkıyordu…

Bunlar duyuruluyor muydu?
Hayır…
Gazeteler veryansın halkın %72’si AB’ye girmek istiyor diyorlardı… Ama hangi AB’nin sunulmakta olduğunu yazmıyorlardı. Bu aynen şuna benziyordu… Size Nazenince bir hikaye ile aktarmaya çalışayım tabloyu…

Hasan ile Zeynep’in Hikayesi:

Hasan evlenmek ister, gözleri kendine uygun, hayatını paylaşabileceği bir güzel kız arar. Huyu güzel, endamı güzel, bilgisi güzel olmalı, kendisi gibi… Bir gün rastlar böyle bir kıza çeşme başında… Tanışırlar. Hasan bayılır Zeynep’e… tam da istediği gibidir. Vurulur, aşık olur. Kızla evlenmek ister. Onunla evliliği Hasan’ı çok mutlu edecektir. Hasan da Zeynep’i mutlu kılacaktır. Yani her iki taraf için güzel bir evliliktir. Böyle bir sevdayla yola çıkar Hasan… Her gün Zeynep’in hayaliyle yatar, onun düşüyle kalkar…

Taliptir Zeynep’e… Haber iletirilir. Zeynep’in ailesi Hasan’ı öteden beri tanımaktadır. Hasan eski köklü bir aileden gelmedir. Ancak, zaman içinde ailesi küçülmüş, eski haşmetini biraz kaybetmiştir. Ama, dürüst, sözüne güvenilir gençtir. Dinamiktir, çalışkandır, eğitimini biraz sekteye uğratmıştır ama, eline fırsat geçerse bu eksiğini tamamlayabilir… Yani, Hasan’a biraz yatırım yapılırsa, pek bir fiyakalı olabilir…Hele bir eğitim düzeyi yükselirse, Hasan ne ceher olur!…

Kızın ailesiyle Hasan’ın ailesi çeşitli defalar görüşürler. Evlenmek kolay değildir. Hele talip olan için yapılacaklar listesi vardır önünde…Ama, mahallenin diğer gençlerinden de Zeynep’in ailesiyle evlilik yapmış olanlar vardır. Onlar örnek alınarak, geleneğe uygun şekilde bir yol izlenirse işler kolayca olur ve “ben de Zeynep’ime kavuşurum” diye düşünür bizim Hasan…

Gerekli geleneksel yollar izlenir, koşullar bellidir gelenekte. Herkes ne yapıyorsa aynen yapılacak diye düşünür Hasan… Çünkü gelenek ya bu!… Ona ayrı, buna ayrı olmayacaktır. Geleneğin şartları zor da olsa, taliptir bu güzel kıza… Elinden geleni yapar, kendini borca, harca sokar, kendine çeki düzen vermeye, kemer sıkmaya hepsine razı olur… Sonu güzel olacak diye bu evliliğin… Aklı fikri Zeynep’tedir.

İşin ilginç tarafı ve henüz Hasan’ın bilmediği yönü, Zeynep’in bir ablası vardır, evde kalmış… Çirkin mi çirkin, çürük elma gibi. Kimse talip olmaz bu ablaya, adı Hatice. Ama, Zeynep’in ailesi bir kurnazlık düşünür. Aile meclisi bir araya toplanır, önce Hatice’yi gelin etmeyi planlarlar. Hem de bizim iyi niyetli, saf düşünceli Hasan’ı kandırarak… O’na Zeynep’i gösterip, Hatice’yi gelin olarak vermek üzere bir tezgah kurarlar. Bu tezgaha kimler karışmaz ki!… Sanki herkes bu günü dört gözle bekliyormuş!… Hasan’ın ailesinden de işbirlikçiler bulurlar… Örtülerin altında, gelinin gerçek yüzünü göstermeden, nikah masasına Zeynep yerine Hatice’yi oturtmak planlarını yaparlar.

Hasan sabırla ve büyük bir gayretle son dakikaya kadar her istenileni kendi koşullarını sonuna kadar zorlayarak yerine getirmeye çalışmıştır. Ancak, içini bir kurt kemirmektedir. Bizim geleneklerde, “cemal cemale bakmak önemlidir” diye düşünür. Diğer akranları nikah masasına oturmadan hepsi gelinle cemal cemale bakmış, birbirlerinin gözlerinin içinde sevgiyi görmüştür. O da bunu istemektedir. Nerden çıktı bu örtülü gelin? diye düşününmekten kendini alamaz… Nikahtan önce bir kez kendi geleneğe uygun hareket etmeyi isteyecektir.Herkese uygulanan ona da uygulanmalıdır. Bu da onun yegane koşuludur. Artık iş nikah kıyılmasına gelmiştir. Masaya oturacaklardır nikah için… Hasan bastırır, “ağalar, ben sizin her isteğinizi kabul ettim, bütün zorluklara katlandım, güvendim, şimdi siz de benim yegane isteğimi kabul etmelisiniz, gelinle, cemal cemale bakıp sonra nikahı kıyacağız”… Ortalıkta buz gibi bir rüzgar eser!… Hani Hasan aptaldı!…

Hatice’nin ailesini alır bir telaş… Eyvaaaah… ya şimdi vaz geçerse!… Ya şimdi dönüp gider bambaşka kızlara bakmaya başlarsa, kapımızda çürük elmamızı satacak başka enayi nerden buluruz! “Bari kapıda bekletmenin bir yolunu bulalım, o arada bir çare düşünürüz enayiyi kazıklayacak”… diye planlar yapmaya başlarlar. Kimler gelip gitmez ki bu arada Hasan’ın evine… Bir bakarsınız, son zamanlarda mahallenin gözde jönü, İngiliz şapkalı mösyö, arabuluculuğa soyunmuş, şıp demiş damlamış Hasan’ların eve.. Bayram değil, seyran değil… Bu ne muhabbet!… Kimi gün de, herkesin korkunç yenge olarak da tanıdığı ama daha çok Alman yenge lakabıyla bilinen yengeleri, hiç yoktan, biraz olsun cilveli konuşmaya başlar…Hasan’a soğuk gülümsemeyle de olsa birkaç hoş söz eder… Amaçları hep aynı, Hasan gelinin yüzünü apaçık görmekte ısrar etmesin diye… Hasan aptal ya!… Kandıracaklar…

Hikaye böyle devam eder… İşte biz de şimdi hikayenin tam burasındayız…
Hasan aptal mı, aptal yerine mi kondu?

Hikayeye göre, Hasan aptal ise, veya aptallık edecek ise, bu güzel sözlere, gösterilen yapmacık yakınlığa inanacak ve nikah masasına kendi koşulundan taviz vererek oturacak, içindekini görmeden çürük elmayı, pardon, Hatice’yi nikahına alıp, Zeynep’le nikahlanmadığını ancak nikah masasından kalkınca mı öğrenecek… Sonra deyim yerindeyse, üstüne bir güzel soğuk su içecek!…

Yok böyle değil de, aptal yerine konduysa, sabrının son kertesinde ısrarcı olacak, kendi koşulunda diretecek ve “cemal görmek istiyorum” diyecek!…

Bakalım hikayemizin kurgusu bize Nazenince ne sunmuş…

Hikayemizin kurgusuna göre, Hasan, nikahlanmak üzere olduğu kızın Zeynep olduğundan emin olmak ister… Kuşku içini kemirmektedir. Çünkü Zeynep’in ailesi geleneklere göre davranmamakta, her an yeni koşullar öne sürmektedirler… Hasan, tüm iyi niyetine rağmen, kendini aptal yerine koyabilen, kandıran, güvenilmez bir ailenin ferdi olmanın ne yarar getireceğini sorgulamaya başlar…Zeynep’e olan aşkı ne denli büyük olsa da, evlilik sonuçta sadece Zeynep’le değil tüm aileyle akrabalığı, aile bağlarını kurmaktadır. Güvensizlik üzerine böyle bir bağ kurulabilir mi!… İçten içe sorgulamakta ve huzursuz olmaktadır…

Hasan nikahtan önce, kiminle, neyle nikahlandığnı iyice anlamak, emin olmak ister ve “cemal görme” kouşunda ısrarcı olur… Tereddütler, kem kümler sürünce de masadan kalkar ve “Ben Zeynep’ten vazgeçmiş değilim. Ama cemalini görerek nikah kıymak isterim. Gelenek böyle...” der…Anlamıştır, Zeynep yerine dedikodusu dolaşan, çürük elma lakaplı Hatice’yi masaya oturtmaya çalıştıklarını…

“Ya Zeynep”i verirsiniz, ya da “siz Zeynep’i verene kadar nikah masasına gelmiyorum” der… İçi rahatlamıştır… Üzerinden büyük bir yük kalkmıştır. Şimdi başı dik, yoluna devam edecektir. Zeynep’ten, ya da Zeynep’lerden vazgeçmeden… Ama, Zeynep uğruna Hatice’yle nikahlanmadan…

Hasan gelinin cemalini göstermemekte bunca ısrarın altında bir bit yeniği olduğunu düşünerek, akılcı davranmış , son anda ömür boyu bedbaht olmaktan paçayı kurtarmıştır.

Elbet güzel Zeynep’ e aşkı devam eder, bu aşk onu olgunlaştırır… Zeynep’e benzer başka nasiplere de bakar olur… Olur ya, bir gün nasibi açılır, dünyada Zeynep’ten başka kız mı yok!

Bilemezdi ki, gözleri kör olmuştu…AŞK işte.. Zeynep’in aşkından dünyayı görmez olmuştu!…

Ama, büyükler demişler ki, BİR MÜSİBET, BİN NASİHATTEN İYİDİR!…

Bazen ŞER gibi görünen şeyler başka bir HAYRA alamettir…

Hikaye bu ya…. Nazenince anlatmaya çalıştım ahvalimizi…

Kıssadan hisse alanlara AŞK OLSUN…

Nazenin…

Reklamlar

23 Aralık 2006 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Siyasal hayat

1 Yorum »

  1. maalesf aptal değiliz ama oldukça tembeliz. her işi bedavaya getirmek için çalışıyoruz birşeyler üretmek için değil…..böyle oluncada yerimizde sayıyoruz……………….

    Yorum tarafından eray | 26 Ocak 2007 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: