Düşünce Denizi

Bir Yılbaşı Yazısı: Selami İzzet Sedes’ten “Yeni Yıla Girerken”…

Kaynak:Ustura 55. sayı.
images-7.jpg
Bizim nesil aşçıbaşı, eslükbaşı, onbaşı yüzbaşı binbaşı bilir; amelebaşı, işbaşı kuşbaşı bilir; dedelerimiz: “Bir baş ol da istersen soğanbaşı ol..”diye öğüt verdiklerinden soğanbaşı:”Sakın koparma!..” dediklerinden çıbanbaşı, “olmayı şiddetle reddettiklerinden” eşşekbaşı bilir; çiftlikte subaşı, Sulukulede çeribaşı bilir, köprübaşı, çeşmebaşı, merdivenbaşı, bu arada asasbaşı, cellatbaşı bilir; ucu paraya dokunduğundan aybaşı bilir ama yılbaşı bilmezdi. Yılbaşını sonradan öğrendik.

Bizim eskiden otuz gecemiz, iki de sabahımız vardı: Ramazan geceleriyle Bayram sabahları.

Ben yılbaşını 1917 de Büyükada’da içli şair merhum Tahsin Nahid’in köşkünde idrak ettim, hem de sabaha karşı. Gecede hiç bir fevkaladelik yoktu. Dostlar her zamanki gibi bir araya toplanmıştık. Yiyip içtik, poker, tavla oynadık, gülüp söyledik. Şafak sökerken Yahya Kemal’le sokak kapısının önüne çıktık. Karşı setteki köşkte Mahmut Celaleddin Paşa’nın kızı, musikimizin ünlü bestecisinin genç kızı Vildan Hanım Bethoven’in İprromptu’sünü çalıyordu. Durgun, berrak bir kış sabahıydı. Yahya Kemal kulağımın dibinde mırıldandı:
“Ayşe cadı, Ayşe cadı -Gün yine bir yıl kocadı…”

O çağda bu şakanın anlamını pek karayamadım, fakat şimdi, her geçen günün beni biraz daha kocattığını hissettikçe büyük şairin kırk yıl önceki duygusu içimi sızlatır ve her yıl tanyeri ağarırken kendi kendime şöyle derim: “Ayşe cadım, Aşye cadım- Ben yine bir yıl kocadım”…

Yanılmıyorsam bizde yılbaşı Beyoğlu’nda başladı.
Yedeksubaydım.. Üstümde Baker’de dikilmiş Alman kumaşı ceket, bej külot, pantolan.
Sarı çizmeleri Almanya İmaparatoru, Enver Paşa’ya hediye etmiş. Enver Paşa On beşinci Kolordu Kumandanı amcam Ali Rıza Paşa’ya vermiş, ayağına gelmeyince amcam da bana aktardı. O devirde bizim sarı çizme giymemiz yasaktı. Hoş üniformayla umumi yerlerde oturmamız da yasaktı ama yılbaşı gecesi kim görür sorar deyip ve itiraf edeyim kıyafetimi de beğenediğimden, arkadaşlarla beraber Gardenbara girdim…

O çağın barlarda kutlanan yılbaşıların bir tek hususiyeti vardı. Müslüman müşterilerin masalarında kadın bulunmaz, bunun için barda çalışan Fransız, Viyanalı, Macar kadın artistler saat “00” da masaları dolaşıp erkek müşterileri öperek yeni yıllarını kutlarlardı. Her halde benim değil, şık üniformamın cazibesine kapılmış olacaklar, en son bizim masaya geldiler ve sabaha kadar yanımdan ayrılmadılar. Bu iltifatın bana hayli pahalıya mal olduğunu bilmem söylemeye hacet var mı?

Şafakla beraber bardan çıktım, daha beş on adım atmadan karşıdan gelen bir otomobil durdu, bir el, mermez kumandanı Cevat Beyin eli, köşedeki inzibat subayına beni gösterdi. Kendimi önce Galatasaray İnzibat Karakolunda sonra Merkez Kumandanlığında buldum. Nöbetçi zabit, uykusuzluğun verdiği sersemlikle suali münasebetsiz sordu:”Neden sarı çizme giyiyorsun?” diyecek yerde: -Bu çizmeleri nereden buldun? dedi.

O anda şampanyayla bulanık zihnimde bir şimşek çaktı. Yalan değil, yanlış cevabı yerleştirdim:
-Enver Paşa verdi.
Zabit oturduğu yerde şöyle bir yalpaladı, beni tepemden tırnağıma kadar daha dikkatli süzdü:
-Nerede çalışıyorsunuz?
-Ordu şubesinde mahrem evrak memuruyum.
Vesikamı uzattım. Okudu: gözleri biraz daha açıldı:
-Dışarda bekleyiniz, dedi. Artık sen diye hitap etmiyordu. Bir saat sonra içeri çağrıldım. Zzabit ayağa kalktı, elimi sıktı:
-Bir daha sarı çizme giymemenizi rica ederim, serbestsiniz, güle güle Selami bey , dedi.

Daha yakın tarihe geleyim. Allah rahmet eylesin Necmeddin Sadak, Ali Naci Karacan, Allah selamet versin Kazım Şinasi Dersan, bendeniz cennetkuşu ve eşlerimiz yılbaşını kutlamak zere ışıl ışıl mehtaplı bir gece Maksim salonlarına girdik. Salonlar hıncahınç dolu, ama hemen hemen herkes herkesi tanıyor, tanıdık olmayanlar azınlıkta. Birkaz yüz kişilik bir aile halinde eğleniyoruz. Salonun orta yerinde Kılıç Ali Beyle arkadaşları oturmuş. Ali Beyin yanında genç güzel bir artist var.

Bir köşeden bir genç fırladı, kadehini Ali beye doğru kaldırdı: Şerefinize , Dedi. Ali bBey nazik bir tebessümle mukabele etti. Yerine oturan genç beş dakika sonra yine Ali Beyin karşısına dikildi: Fırkamızın şerefine. Ali Bey yine mültefit karşıladı. Beş dakika geçmedi genç Ali Beyin yanına sokulup kulağına bir şey fısladı. Ali Bey: “Hayhay” dedi. Genç, güzel artisti dansa kaldırdı. Dans bitti, genç az sonra yine yerinden kalktı. Allah gani gani rahmet eylesin Ali Naci:
-Bu sefer dayak yiyecek, dedi. Naci’nin dediği olacaktı, bereket etraftan atik davranıp sulu delikanlıyı kapı dışarı ettiler.

Bu da eski bir yılbaşı gecesi hatırasıdır.
İstanbul’un yazı kışı yoktur, poyrazıyla lodosu vardır demişler. Maksim’e ışıl ışıl mehtaplı bir gecede girmiştik. Sabaha karşı çıktığımız zaman lapa lapa kar yağıyordu. Taksim Meydanı bembeyazdı…

Reklamlar

2 Ocak 2007 - Posted by | Uncategorized

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: