Düşünce Denizi

SORU: Hacı Bektaş Veli’yi Horasan Erenleri’nden diye tanıyoruz. Neden Horasan? Horasan’ın özelliği ne?

YANIT:

Hacı Bektaş Veli aynı zamanda “Hacı Bektaş Veli-yi Horasani” diye tanınır. Yani Horasan’lı Hacı Bektaş Veli.

Hani, hep size söylüyorum ya, kültür bir devamlılık gösterir diye… Burada da kültürel devamlılığı gösteren önemli buluşma noktalarından biri Horasan coğrafyasıdır. Diyebiliriz ki, kişi olarak Hacı Bektaş’ın simgeleşen Hacı Bektaş Veli olmasında Horasan yöresinin katkısı büyüktür. Neden? Çünkü bu yörede oluşan kültürel kapsam Hacı Bektaş’ı etkilemiş, şekillenmesini sağlamış ve sonunda gelip hizmet verdiği Anadolu’da onu Veli katına çıkarmakta etkin olmuştur.

O zaman bizim Horasan coğrafi bölgesi içinde nasıl bir kültürel etki alanı oluştu bunu bilmemizde yarar var.

Horasan bugünkü çoğrafyada İran’ın doğusunda bulunmaktadır. Coğrafi bölge olmaktan öte Horasan’ı Horasan Erenlerinin yurdu haline getiren döneme baktığımızda buradaki nufus yoğunluğunun Türklerden oluştuğunu görürüz. Yani Horasan Erenlerinin yurdu olan Horasan , o zamanlar bir Türk nufus yoğunluğunun bulunduğu ve Türk kültürünün hakim olduğu bölgedir.

Önce Prof. Dr. Mürsel Öztürk’ün Anadolu Erenlerinin Kaynağı Horasan adlı kitabından alıntılara yer vererek ve Nazenince bazı açıklamalar yaparak bilgi vermeye çalışacağım.

Kelime anlamlarıyla “Hur” = güneş ve “asan”=doğan anlamlarının birleştirilmesiyle “doğan güneş memleketi” vurgulamasıyla oluşturulmuştur.

Eskiden Amu Derya’nın (Ceyhun) güneyindeki ve Hindu Kuş’un kuzeyindeki ülkeleri kapsadığı gibi siyasi bakımdan Maveraünnehir ile Sicistan’ı sınırları içine almaktaydı. Sasaniler devrinde (M.S. 226,651) dördüncü iklimde gösterilirdi ve Eranşah’ın bir parçası idi…

Ebu’l Fazl Beyhaki Tarih-i Beyhaki adlı eserinde Horasan’ı Nişabur’dan idare edilen ve Güney-doğu kısmı doğrudan doğruya Gazne’ye bağlı bir toprakla hemhudut olan bir vilayet olarak belirtmektedir, der sayın Öztürk, Anadolu Erenlerinin Kaynağı Horasan adlı eserinde.

Öyle anlaşılıyor ki, Horasan tarih sürecinde çeşitli kavimlerin yönetimi altına girmiş, çıkmış… İran asıllı bir hanedan olan Sasaniler zamanında dört eyaletten birini teşkil etmiş ve bir askeri vali ile Merv’den idare edilmiş. Horasan’ın ünlü şehirleri şunlarmış: Nişabur, Herat, Merv er-Rud, Faryab, Talakan, Belh, Muhara, Badgis, Abiverd, Garcistan, Tus Serahs ve Gurgan.Daha sonra katılan Harezm ve Toharistan’ı da bunlara ekleyebiliriz. Sasani devrinde bu bölgenin Arap saldırılarına uğradığını izliyoruz.

Sayın Öztürk’ten naklen şu bilgileri vermekte yarar var:
“… Sasani yönetimi, Arap saldırılarına maruz kalınca onların çoğu gecici olarak bağımsızlıklarını kazandılar. O arada Sasani Horasan’ının doğusunda merkeleri Badgis ve Tuharistan olan düşmanları Heftalitler (AK Hunlar) ortaya çıktı. Belazuri’ye göre Herat, Badgis ve Puşeng, Ak Hunlardan olması muhtemel olan mahalli bir yönetici “azim” tarafından yönetiliyordu.” Ak Hunlar ve Persler arasında geleneksel bir düşmanlığın bulunduğu ve bunun Emviler devrinde de Horasan yöresinde devam ettiği belirtiliyor.

Araplar Hz. Ömer zamanında Horasan’da etkin olmaya başlıyorlar. Basra orduları ve Kufe orduları olmak üzere iki koldan Horasan’a baskınlar yapmaya başlıyorlar. Basra ordusu 651 yılında Nişabur’u ele geçiriyor. Ancak, Arapların Horasan’daki hakimiyetleri kolay olmuyor. Çünkü yerel yönetimler sık sık Ak Hunları, diğer Türkleri ve hatta Çinlileri yardıma çağırıyorlar ve Arap yönetimine karşı ayaklanıyorlar. Veee şimdi bizim açımızdan önemli vurgulamaya geldik. Bu kısmı Sayın Mürsel Öztürk’ün eserinden doğrudan alıntıyla veriyorum.
“…Bilhassa Hz. Ali ile Muaviye arasındaki savaşlar, Horasan’da Arap otoritesinin geçşemesine sebep oldu. Fakat 661-664 ( 41-44) yılları arasında Muaviye tarafından ikinci defa Basra ve Doğu bölgeleri valiliğine Abdullah b.Amir tayin edilince Abdurrahman b.Samura komutasındaki bir ordu ile Kabil alındı ve Blazuri’ye göre Belh itaat altına sokularak büyük Budist tapınağı Nevbahar yağmalandı.(45)665 yılında Ziyad b.Abih’in Basra ve Doğu valisi olarak tayin edilmesiyle Horasan’daki Arap hakimiyeti giderek kökleşmeye başladı. Emeviler zamanında Horasan ile Sistan’ın geniş topraklarında Arap hakimiyeti kuruldu. Ziyad zamanında Tuharistan’ı hakimiyet altına almak için mahalli yöneticiler ve Akhunlar ile mücadeleler verdiler. Bu amaca Er Rebi.Ziyad ve oglu Abdullah tarafından ulaşıldı. Bunlar Belh’ten Amu Derya’ya kadar olan toprakları ele geçirdiler. Ancak Akhunların tehdidi (91)710 de Kuteybe b.Müslim’in onların komutanları Tarkan Nizek’i ele geçirip öldürmesiyle ve Tuharistan’ın Türk yabgu’sunu esir almasıyla son buldu. Fakat bu olaylardan sonra bile Arap hakimiyeti güvenlikten uzaktı. Araplar II. yüzyılın (miladi) başlarında Merv’i askeri üs yaptıktan sonra sürekli bir şekilde Merv’in bazı bölgelerine yerleşerek yerli halk ile evlilik akralabalıkları kurmaya başladılar. Fakat bunlar arasındaki dayanışma, Türgeşler ve Sogdlular gibi düş düşmanların tehdidi karşısında bozulmaya başladı. Arap kabileleri arasında başgösteren ihtilafları Şam gibi uzak bir yerde bulunan Halife’nin kontrol altına alması zorlaştı.
“Emevi yönetiminin son 10 yılı, Arapların kabile savaşlarının artmasına sebep oldu. Bu durum Maveraünnehir’deki Arap hakimiyetinin gecikmesine sebep oldu. Bu konuda Al-Haris b.Sureydi’nin (116)734 yılında Tuharistan’da çıkardığı uzun süren isyanı örnek olarak verebiliriz. Buna sağmen Arap askeri birlikleri Horasan’a büyük gruplar halinde gelmeye devam ettiler. Öyleki tarihçi İbn Asam el Kufi’ye göre (112)731 yılında bölgede Müslümanların sayısı 40 bine ulaştı. Emevilerin son Horasan valisi Nasr b.Seyyar el-Kinani (120-130 /738-748 ) başka yönetim merkezi Merv olmak üzere Ebu Müslim-i Horasani’nin yönetimindeki abbasi davetinin yayılması tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Bu hareket Hişam’ın halifeliği zamanında yerel nakibler yani Merv’deki Abbasi ailesi temsilcileri tarafından organize edildi ve hareketin başına 128 (746 ) yılında Ebu Müslim geçti. Ebu Müslim (130)748 yılında Merv’de yönetimi ele geçirince Nasr B.Seyyar Batıya doğru kaçmaya mecbur kaldı.

Abbasilerin iş başına gelmesinde Horasan’ıan desteği kesin olduğu için bölge ilk Abbasi halifeleri zamanında büyük bir ilgi gördü. Çok sayıda Horasanlı abbasilerin hizmetine girmek için Batıya göç etti. Bunlar arasında uzun yıllar Abbbasi yönetiminde vezirlik yapmış olan Belhli Bermeki ailesi de vardı. Bu durum Merv’in eski valisi Memun’un kardeşi Emin’e karşı (193) 813 ayılında halife olmasıyla Horasanlıların lehine daha da gelişti.

Tahiriler, 50 yıl kadar (205-259 / 821-873 ) Horasan’ı Abbasilerin sadık hizmetçileri olarak Horasan’a yönettiler. Bunlar , İranlı mevalilerin (Burada Nazenin olarak bir açıklama yapmakta yarar görüyorum. İki terime yer verelim. Arab-ı arefe =gerçek arap ve Arab-ı mustaareb= Araplaşmaş Arap. İslamın ilk devirlerinde, önce Arap sonra müslüman olmak söz konusuydu, yani Arab-ı Müsteaareb olur, sonra müslüman olurdunuz. Bu durumda Arap kökenli olmayan ama Araplaşmış müslümanlara da “mevali” denirdi. O zamanlar İslam’ı bir kavim dini gibi görmeyi yeğlemekteydi Araplar. Dolayısıyle Arap ve islam olmak ile, Arap olmayanın islam olması aynı sınıflamada yer almıyordu. İlk üç halife devrinde de vurgulama böyleydi. İslamı evrensel yorumuna kavuşturan Hz.Ali oldu. Dolayısıyle daha önce fırsat bulup söyleyebildim mi bilmiyorum ama, Hz.Ali’nin islamın farklı kültürleri kucaklamasında ve özgürce kucaklamasındaki rolü çok büyüktür. Belki de Ser Çeşme olması bundandır. Daha sonra göreceğiz, Türklerin de bu olaydaki rolü büyük. Yani islam ordularında etkin hale gelerince, aradaki sınıflaşmayı (kavim dini oluşu) kaldırıyorlar. Burada küçük bir çözümleme yaparsanız, Ali’nin söylemlerini Türklerin eylemlerinin ne kadar desteklediğini görebilirsiniz. Nazenin…)Cümleyi baştan alalım: “Bunlar , İranlı mevalilerin Araplaşmış bir ailesine mensuptular ve mensuplarından birisi, Horasan’da Abbasi da’isi Süleyman b.Kesir el-Huazi’nin sekreteriydi. El-Memun’un generallerinden birisi olan Tahir Zu’l-Yeminneyn, 205 (821) yılında Horasan ve Doğu eyaletleri valiliğine getirildi. Tahiriler, Hazar sahillerinde gelişme göstermiş olan Şiilere ve bu devirde İran topraklarını kasıp kavuran dini ve sosyal karakter taşıyan heteredoks akımlara (bir parantez… demek ki heteredoks ile tanımlanmaya çalışılan bakış açısı ki bu ne Şii ne Sunni olan ama kendine özgü bir kültürel harman niteliği taşıyan yorumlar olarak anlaşılabilir, ileride bunun biz Alevi teriminin açıklanmasında da kullanıldığını göreceğiz… buralarda etkinleşmiş ki kasıp kavurduğunu yazabilmişler… Nazenin…) karşı Sunni mezhebin ve kurulu sosyal düzenin aktif savunucusu idiler. Tahiriler zamanında Horasan ekonomik ve kültürel açıdan büyük bir gelişme gösterdi. Abdullah Tahir’i (213-230/828-845) su kullanım hakları ve Horasan’ın büyük bir kısmında sulama için kullanılan su kanallarının yönetimi hakkında bir kitap yapılmasını sipariş ederek bölgesinin kalkınmasında çaba sarf ederken görüyoruz. Onun bu konuda hazırlattığı Kitabü’l-Kuni, Gazneli tarihçi Gerdizi’ye göre iki asır sonra bile kullanılıyordu. İslamiyetin ilk yıllarında ekonomik ve sosyal açıdan iran’ın batı bölgelerinden geri olmasına rağmen Horasan, tarım alanındaki gelişmesi devam etti.”

Evet, buraya kadar görüyoruz ki, Horasan bölgesi islam’ın ilk dönemlerinden başlayarak cazip bir yayılma alanı haline gelmiş. Daha ilk başta da yerli halk arasında Türk nufus yaygınmış. Ancak, iktidar bir süre Sasani’lere sonra Araplara Emevilere geçmis. Bu dönemde de buraya sünni bakış gelip yerleşmiş. Ancak sadece sünni bakış gelip yerleşmemiş. Öyle anlaşılıyor ki, bu dönemde İsmailiye bakışı da burayı etkilemiş, hatta sufizmin bayağı etkin bir şetkilde burada geliştiğini de görüyoruz. Hatta heteredoks adı altında mistik yapılanmanın da bayağı etkin olduğu görülüyor.

Şimdi bu konuda neler yazılmış onlara bir göz atalım. (Etnosantrik bakış açısının her zaman yazılara yansıdığını da unutmayalım. Belki bizim yazılarımıza da…Nazenin…)

“… Horasan’ın din alimleri, Şafi, Eş’ari, Mutezile ve Kerrami gibi ehl-i sünnet mezhepleri arasında büyük bir itibara sahiptiler. Şiiliğin aşırı ucu olan İsmaililer, Horasan’ın bazı yerlerinde destek bulmuşlar, Horasanlı mistik ve münzeviler, Sufiliğin gelişmesinde büyük bir rol oynamışlardır…
Sasani hanedanı, Kuzey’den gelen saldırılar ve içerden disiplinden çıkmış Türk komutanlarının isyanıyla (burada da Nazenince bir hatırlatma yapmakta yarar görüyorum. Arap Emevi dönemi’nde Horasan bölgesinde Türkler yoğun. Bunlar doğuştan asker gibi yetiştirilen bir millet. İyi ata biner, silah kuşanır, kendine yeterli bir de üstelik sözüne sadık kişiler olarak biliniyorlar. İşte bu yüzden özellikle Abbasi döneminde Halifeler bir akıllılık etmişler Türkleri orduya yani islam ordusuna almışlar. Bunlar da meziyetleri ve sadakatleriyle çabucak üst kademelere yükselmişler. Onlar bu komutanları kendi hilafet ve otorite kavgalarında yenişmek üzere kullanırlarken zaman gelmiş kumandanlar başkaldırıp kendileri otoriteyi ve dizginleri ele geçirmeye başlamışlar, özetle böyle bir durum var. Bunu da işleyip anlatan eser bulmak oldukça zor. Çünkü iş bizim Türk tarihçilere düşecek ama, ya henüz sıra buralara gelmedi, ya sayıları yetmiyor…. hep başka kaynaklara muhtaç kalıyoruz. O zaman da etnosantrizmin etkisiyle gözlükler onların bakış açısını yansıtıyor, vurgulama farklılaşıyor… Bu kadarını not olarak size aktarmak istedim ki, orada başkaldıran komutanlar falan denilince neden ve niçinler biraz açıklansın…Nazenin…)IV. (X.) yüzyılın sonunda yıkılınca Horasan, Gazneli (Türk’tür bunu da hatırlatalım…Nazenin…) hanedanının eline geçti. 384 (994) yılında Gazneliler yönetimin kurucusu Sebüktekin Belh ile Horasan’ın doğu bölgelerinin yönetini eline aldı. Oğlu Sultan Mahmud 388 (998) yılında Gaznelilerin yönetiminde 40 yıl kalacak olan bütün Horasan bölgesindeki hakimiyetini pekiştirdi. Horasan’ın zenginleri Gaznelilerin savaşlarına maddi destek sağlamaya çalıştılarsa da memurlarının baskısı ve kıtlıklar sultanların yönetinini halkın gözünden düşürdü. Bu yüzden Nişabur ve diğer şehirlerin halkı 428-431 (1037-1040) yılları arasında Selçuklu hanedanının yönetiminde bulunan Oğuz Türklerine boyun eğmeye zorlandı. Selçukluların 431 (1040) yılında Gaznelilere karşı Dandanakan’da kazandıkları zafer, Gaznelilerin, Büyük Horasan’da bedahşan’ın batısında ve Afganistan’ın dağlık bölgesinin orta kısımlarında sıkışıp kalmalarına sebep oldu.

“Selçuklu sultanları yönetiminde hanedanın kurucusu Tuğrul Beğ başkentini Nişabur’dan Rey ve Isfahan’a taşımış olsa da Horasan,imparatorluğun önemli bir eyaleti olarak kalmıştı. Başlangıta Horasan ve Doğu bölgeleri, oğlu Alp Arslan ile torunu Melih Şah zamanında imparatorluğun en parla dönemlerini yaşadığı Tuğrul beyin kardeşi Çağrı Bey tarafından yönetildi. Sultan Sencer zamanına kadar bu hanedan zamanında Horasan’ın kültürel hayatında önemli gelişmeler oldu. Bu hanedanın ünlü veziri Nizamü’l Mülk’ün kurduğu Nizamiye medreseleri olarak anılan dokuz medresenin dördü, Nişabur, Belh, Herat ve Merv gibi Horasan şehirlerine kuruldu. Oğuzların İran’a güçünün bir sonucu olarak Türkmenler sürüleriyle birlikte Horasan’ın kırsal alanlarına gelerek oralarda kendilerine uygun otlaklar buldular. Selçuklu yönetimi bu Türkmenlerin ve Oğuzların menfaatlerine kayıtsız kalınca Sultan Sencer’in yönetiminin sonlarına doğru, onların çıkardıkları isyan sonuncunda 548 (1153) yılında Sultan iktidardan uzaklaştırılarak esir alındı.

618 (1221) yılında vuku bulan Moğal saldırısından önceki 10 yılda Horasan muhtelif Oğuz beyleri ile eski Selçuklu genaralleri tarafından yönetildi. Sonra VII. (XIII.) yüzyılın başlarında Harezmşahlı Alaaddin Muhammed’in rakibi Gurluları yenmesine kadar Gurlular ile Harezmşahlılar arasında iktidar mücadelesine şahit oldu.”….

Şimdi bu bilgilerimizi biraz daha pekiştirelim. Bu sefer de Prof. Dr. Belkıs Temren’in Bektaşiliğin Eğitsel ve Kültürel Boyutu adlı kitabından yararlanarak ve Nazenince yorumlar yaparak birkaç bilgi sunacağım.

“Siyasal açıdan Türklerin İslam devletlerinde güç kazanması daha çok savaşçı becerileri ve sözlerine güvenilir insanlar olmaları ile ön plana çıkmıtır. Genellikle, en batıda yer alan üç beyliklerine batıya ilerleme ve özellikle İstanbul’u alma çabalarıyla sürekli akınlar yapıldığı için Türkler yerleştirilmiştir.

Prof. Belkıs Temren kitabında Oğuz Ünal’ın Türkiye Tarihine Giriş ve Horasan’dan Anadolu’ya adlı kitabından şu alıntıya yer vermiş. Aynen aktarıyorum:
“Abbasiler Hilafeti elde edince Anadolu fetihlerine ve Rum gazalarına büyük bir ehemmiyetle devam olundu. Halife Mehdi, suguur vulayetlerine Horasan ve Maveraünnehir’den getirilen yeni birlikleri yolladı ki, bu birliklerin büyük bir kısmını Türkler teşkil ediyordu. Türkler’in şecaati ve askerlik kabiliyeti malum olduğu için, bu birliklerin ardı kesilmedi. Esasen Halifenin hassa ordusu da Trk birliklerinden teşkil edilmişti. Gerek bu şekilde Hilafer ordusuyla ve gerekse gönüllü olarak kendiliğinden gelen bu Türk birlikleri, Tarsus, Misis, aynzarba, Adana, Maraş – Göynük, Malatya, Dayarbakır, Silvan, Ahlat, Malazgirit ve Erzurum gibi serhad şehirlerine yerleştirildi. Bu suretle Anadolu’nun güney ve doğu kısımları kısmen Maveraünnehir Türkleri tarafından iskan olunmuştu. Halife Mehdi’nin halefleri zamanında ve bilhassa Halife harun el-Reşid ve oğulları Halife Me’mun ve Halife Mu’tasım zamanlarında, özellikle 9. yüzyılın ilk yarısında bu Türk nufus fevkalade arttı. Halife Mu’tasım zamanında Türk ordusu Halifenin esas ordusu olarak teşekkül ettiğinden daha sonra Anadolu gazalarına memur edilen emirler de taii olarak Türk beylerinden ve komutanlarından seçildiler”.

Nazenince bir yorumu burada eklemekte yarar var. Dikkatinizi çekmek istediğim nokta, Hem Horasan bölgesinin hem de Anadolu’nun tarihin çok uzun bir sürecinde diğer bazı gruplarla birlikte ama yoğun bir şekilde Türk nufusun yerleşim alanı haline gelmiş olması, bu kültürle yoğrulması söz konusu. Bazı devletler, hükümdarlar birbirleriyle savaşsa bile bakıyorsunuz ikisi de Türk. Öyle çok bölünmüş iktidar odağı var ki, çoğu zaman birbirleriyle de savaşmışlar… Burada önemli olan gelenek görenek, örf adet gibi temel kültürel değerlerin iktidar savaşları sürdürülüp, iktidar el değiştirse bile yörede ne kadar eskiye dayanarak yerleşmiş olduğunun farkına varılması.

Yine Bektaşiliğin Eğitsel ve Kültürel Boyutu kitabına dönelim.
“Siyasal tabloya baktığımız zaman Emeviler devrinde Emevilerin milliyatçi islamcılık politikası nedeniyle İslam devletlerinin çeşitli kademelerinde görev alan Türklerin sayısının çok az olduğu görülmektedir. Daha sonra Türklerin desteğiyle Abbasiler hakimiyeti ele geçirirler. Ancak, Abbasiler de milliyetçilği ön plana geçirmekte Emevilerden aşağı kalmazlar ve kendilerinden olmayalanlara karşı zulüm ve baskı yapmaya başlarlar. Bu arada Abbasilerin, iktidar için kendi iç çekişmelerinde savaşçı olarak ün salmış ve sözüne sadık oldukları bilinen Türklerden yararlanma çabaları, türkleri, İslam devletlerinde ilk kez iktidar kapılarına getirmiştir. …
İslam devleti Emevi Hilafeti zamanında, çeşitli milletleri içine alan büyük bir imparatorluk haline gelmişti. Ancak devlet kan bağı ile birbirine bağlı olan sosyal bir sınıfın (Arapların) meydana getirdiği hakimiyet esasına dayanıyordu. İSlamiyeti kabuletmiş olan ARap olmayan unsur yani Mevali, devlet işlerine nufuz edemediği gibi, iktisadi ve içtimai bakımlardan da ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyordu. arap olmayan unsurların bu hoşnutsuzluğundan istifade eden Abbasiler uzun ve kanlı bir ihtilalden sonra Emevileri bertaraf ederek Hilafeti ele geçirdiler. İslam devletinde Emevilerin yerine Abbasilerin geçmesi yalnız basit bir hükümet darbesi ve bir hanedan değişmesi değil, aynı zamanda İslam tarihinde bir dönüm noktasıdır. İhtilalle beraber Araplar ve bilhassa Suriyeliler için hakimiyet devri sona ermiş oluyordu. Arap unsur ve Mevali arasındaki fark oradan kalktı ve hatta Mevali, arap unsura karşı üstünlük bile kazandı. Arap olmayan unsurlar, özellikle doğu eyaletleri halkı ve Horasanlılar, Abbasilerin iktirada gelmelerinde oynadıkları rolden ötürü, devletin idari ve siyasi makamlarını paylaştılar. ..”

Özetle belirtmek gerekirse, Türk’leri devlet hizmetinde ilk olarak kullanan, Halife Mansur olmuştur. Ancak, Türkler’in Hilafet ordusu içerisinde etkin şekilde ve sistemli olarak görevlendirilmesi ilk olarak Halife Me’mun zamanında gerçekleşiyor. … Horasan’da bulunduğu sırarada yakından tanımak imkanını bulduğu ve oldukça iyi münasabetler kurmuş olduğu Türkler, İslam imparatorluğu içinde Arap ve İranlı unsurların nufuzuna karşı çıkabilecek yegane kuvvet olup siyasi tecrübeleri ve askeri kabiliyetleri bakımından da İmparatorluk içinde bir denge unsuru olabilirlerdi. Bu şekilde Halife Me’mun Türkleri sistemli olarak orduda görevlendirmeye başlamış ve hatta bunu bir devlet politikası haline getirmişti…. Bu siyasete Halife Mu’tasım zamanında daha etkin bir şekilde devam edildi… Mu’tasım Halife olduktan sonra ilk icraatından itibaren ordunun başına ve devletin mühim siyasi ve idari görevlerine pek az istisnasıyle daima Türkler’i getirmiş ve bütün önemli faaliyetlerini Türkler vasıtasıyle başarmıştır.”

Mu’tasım zamanında başkent de yer değiştirir. Samerra’ya taşınır. Burada tam bir Türk yerleşimi oluşur. Kışlaları, çarşılarıyla… ve İslam İmparatorlugunda Türklerin İktidar Devresi’nin başlangıcı kabul edilir.

Bu bilgileri harmanladığımız zaman özetle şunu şöyleyebiliriz.
Horasan yöresinde Türk kültür ve gelenekleri mevcut. Horasan yöresi insanları Arap kökenli olmaksızın müslümanlıkla tanışıyorlar, sünni gelenekle bu devirde tanışıyorlar ve önceleri ikinci sınıf muamelesi görüyorlar. İsmaili ve Şii gelenek belirli bölgelerde etkinleşiyor. Sufizim yörede gelişiyor. Türklerin ordu içinde asker olarak kullanılmaları ve iktidar kazanmalarıyla başkent değişiyor. Etkinlikleri çoğalıyor ve artık Arap milliyetçiliği etkin olamıyor. Din evrensel yorumuna kavuşuyor.

Türklerin İslamiyet ile tanışmalarına burada değinmişken, şunu da vurgulamakta yarar var. 940 yılında Karamanlılardan Saltuk Bugra Han islamiyeti kabul ediyor. Bu durum da Türklerin İslamlaşmasını hızlandırıyor. Ancak, Türkler İslam öncesi geleneklerini tümden bırakmıyorlar. Bir sentez yapıyorlar. İslamın temel özelliklerini alıp kendi gelenek, görenek ve adetleriyle harmanlıyorlar. Mistik oluşumlar bu geleneklerin sürdürülmesine daha fazla olanak sağladığı için de bu tür oluşumların Türkler arasında daha bir makbul kabul edildiğini görüyoruz.

Horasan yöresi ile ilgili olarak da bir noktayı daha vurgulamakta yarar görüyorum. Horasan çağının bilim merkezi şekline dönüşüyor. Doğu ile batı kültürlerinin bir sentezinin yapıldığı alan şeklinde burası. Örneğin Yeni Eflatuncu felsefe İskenderiye ve Suriye okullarında yoğun bir şekilde işleniyor. Sonra 529 yılında Atina okulunun kapatılmasıyla kaçan bilim adamları Horasan’a sığınıyorlar. Yani Horasan bölgesi bilimsel, felsefi düşüncenin kalbi olarak atıyor…

Böyle bir harmanlamada Horasan Erenleri yetişiyor…

Horasan’dan Anadolu’ya göç konusuna da değinelim.
Bu göçün temel iki nedeni var:
1- Kıtlık.. (1011 yılında doruk noktasına varan bir kıtlık yaşanıyor. Çok büyük bir kıtlık dönemi yaşanıyor. Su kaynakları kuruyor, tarım yapılamıyor… insanlar fakirleşiyor… fakirleşen halk geçim derdine düşüyor… vergiler yüksek geliyor… Sosyal adaletsizlik artıyor. Hayat koşulları zorlaşıyor…Hak göçe zorlanıyor…)

2- Moğol İstilası… (Moğol istilası 1221 yılında Cengiz Han’ın damadının öldürülmesi üzerine kızı ordularıyla gelip öc alıyor. Tam bir katliam yaşanıyor. Öylesine kızgınlıkla hareket ediyorlar ki, taş taş üstünde, baş gövde üstünde bırakmamacasına…. Bu da dalglar halinde, bezmiş halkın göçetmesine neden oluyor…

Bu tarihlerden önce de Anadolu’ya göçler var. Her zaman belirli nufus oynamalarına sahne olmuş bu topraklar… Ama yurakarıda saydığım iki etken yaklaşık dönemlerde ortaya çıkıyor ve bunlar Horasan Erenleri dediğimiz kitlenin zeminini oluşturan halkın ve bu dervişlerin de göçlerinde etken… işte bu nedenle vurgulamak istedim… Nazenince…

Bugünlük bu kadar…
Sevgiyle kalın…
Nazenin…

Reklamlar

13 Ocak 2007 - Posted by | Sorular-Yanıtlar

2 Yorum »

  1. ARSLAN BABA,DEVRİNE GELİRSEK ÖĞRENCİSİ AHMET YESEVİ,DAHA ÇOK BUHARA’DA YAŞAYAN BUDİSTLERDEN ETKİLENDİĞİ,BUDİSTLERİNDE ONLARDAN ETKİLENDİĞİ VE GÜNÜMÜZE KADAR GELEN BAZI BUDİST İNANÇLARI OLDUĞU SÖYLENİYOR,BU KONUDA NE DERSİNİZ?

    Yorum tarafından ilker gezer | 30 Aralık 2012 | Cevapla

  2. Bilgiler çok güzel.Allah razı olsun sizden..sayenizde pek çok düğümü çözebildim…Bu benim için hayli önemliydi.çünkü Allah benim gibi günahkarı bir Horasan ereniyle müşerref eyledi.Sırlarla dolu muhteşem bir insan..Allah sayılarını artırsın…selametle kalın…

    Yorum tarafından beyaz zambak | 11 Ağustos 2013 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: