Düşünce Denizi

Hint dinleri

Bugün 26 Ocak, Hindistan’ın kuruluş günü… (Yazıya dün başlamıştım, bitiremedim, 27 sine kaldı)
images4.jpg
Bu nedenle, Hint dinleri hakkında biraz bilgi paylaşalım istedim. Konuyu yüzeysel olarak ele alıp biraz bilgi sunacağım. Gerçekte Hint dinleri dünya kültür tarihini anlamak için bilinmesi gekenler arasında yerini alıyor. Tavsiyem, bu dönemi daha detaylı araştırıp, bilgi edinmenizdir…

Hindistanda dinler tarihine baktığımız zaman erken dönemlerin yani M.Ö. 2000-1000 arasında dinsel inancın VEDİZİM adıyla anıldığını görürüz.

VEDA=BİLGİ (Kutsal bilgi) anlamına gelmekteydi. Kulaktan duyulan bilgiyi tanımlardı. Vedizmin ana fikri “Kurbanın değeri” üzerine kurulu idi. Kurban, tanrıların nafakasıdır. Tanrılar kurbanla beslenir… Dolayısıyle Tanrıların varlığı kurbanların varlığına bağlıdır.

Vedalar dinsel-inançsal eğitsel içerikli şiirlerdi. Bunlar toparlanarak kitap meydana getirilmişti.
Bunların en eskisinin adı RİG VEDA idi M.Ö 1500-1000 yılları arasında Pencab bölgesinde hazırlandığı söylenir. Bazılarının inancına göre Rig Veda dünyanın oluşumundan önce yazılmıştır.
Yanılmıyorsam dinler tarihinin en eski kutsal kitabı da budur. Eski menkıbeler, destan tründe şarkılar, büyü ile ilgili şiirler ve ilahilerden meydana gelmiştir. Bu kitap 1028 ilahi içerir. Dönemin inançları gereği birçok tanrıdan söz edilir.
Ama adı en çok geçen İNDRA’dır. İndra bir doğa tanrısıdır. Gökgürültüsü, fırtına ve yağmurun tanrısıdır ama aynı zamanda milli bir tanrıdır. Savaşçıdır, ülkesini korur. Güçlüdür, yerine göre kabadır, haşindir.
Onun karşısında VARUNA vardır. Yıldızlı semaların, yani gece gökyüzünün tanrısıdır. Zaman içinde “evrensel nizam tanrısı”, dünyanın düzgün işlemesinden sorumlu tanrı, ahlak tanrısı gibi sıfatlarla bezenmiştir.
MİTRA ise, gündüz gökyüzünün, ışığın, hakkın tanrısıdır. Herşeyi görür, insanların adil davranmalarını sağlayan tanrıdır.

Varuna ve Mitra’nın anneleri Ana Tanrıça motifiyle karşımıza çıkar, adı ADİTİ’dir. Tanrıların ve bütün yaratılmış varlıkların müşterek özüdür. Daha önceki inançlardaki Mana ile anlatılmak istenen öz burada Aditi’de varlığını sürdürür.

Bu kültürde tanrılar örneğin yağmurun tanrısı İndra dediğimiz zaman o bizatihi yağmur değil, yağmuru yağdıran güç anlamındadır. Yani bir anlamda SIFATLAR dır bu tanrılar
Dört önemli veda kitabından söz edilir:
Rig Veda ağırlıklı olarak ilahileri içeriyor demiştik.
Yejur Veda: Kurbana ait kutsal düsturların bilgisini içerir. Bir tür ritüelik aşamaları anlatan kitaptır. Kurban sırasında bu metinleri rahipler mırıldaranak okurlar. İnanca göre var olan herşey gizli bir kuvvetin simgesidir. Özellikle mistik değeri olan OM hecesi bunu anlatır.Sözcükler doğru okunmalıdır, çünkü üzerlerine yülenmiş anlamlar yanlış okumada değişebilir inancı hakimdir.

Sama-Veda: Kurban sırasında söylenen ilahilerden oluşmuştur.

Atharva-Veda
: Büyü ve tılsımlarla ilgili bilgilerin toplandığı bölümdür.

Vedalarda daha birçok tanrının adı geçer. Diğer tanrıların babası şeklinde yorumlanan ve ileri tarihlerde Antik Yunan tanrılarından Zeus’ta da aynı özelliği gördüğümüz Diyaus Pitar’ın adı, Toprak Ana şeklinde yorumlanan Prithivi matar ve oğullarından biri olan Güneş Tanrısı olarak tanınan Surya, Rüzgar tanrısı Vata, Kanun koyucu tanrı Manu ve daha birçok tanrının adı da geçmektedir. Gök ve yerin tanrılarının yani Diyaus Pitar ile Prithivi Matar’ın sürekli çiftleşmesi söz konusudur. Bu Asya kültüründe , ve özellikle eski Türk kültürlerinde yaygın olarak görülen bir olaydır. Gök ve yer simgelerinin oluşturuculuğu… Bunu da parantez içinde söyleyip, akılda tutmakta yarar var. Böylece daha ileride bilgilerimizi değerlendirirken, yorumlarken daha geniş bir çerçeveden olaylara bakabiliriz.

Dönelim Vedizme.

Vedizimde her güç bir tanrı olarak kişileştirilerek simgelenmişti. Bu dönemde yaşamın hemen her alanı için, her olay için bir dinsel ayin yapılmaktaydı. Belki de bu denli çok tanrıdan söz edilmesinin gerçek nedeni tüm bu olayları açıklama çabasından doğmaktaydı. Her olayın kaynağı olan gücü “insanüstü, olağanüstü” görerek bu gücün ortaya çıkarılışındaki temel ekteni tanrılaştırmışlar ve zamanla simgeledikleri güçlerden çok kişileştirilmiş tanrılar gündemde kalır olmuştur.

Yine de zamanla birçok tanrı gücünü kaybetmiştir ve ön planda kalanlar Kurban Tanrıları olmuştur.Bu dönemde “ocak” (ev-yurt) veya “ateş” tanrısı olarak bilinen Agni ve kutsal sıvı tanrısı olarak bilinen Soma etkin tanrılar arasındaki yerini korumuştur. Daha önce Vedizmde ana fikrin kurban üzerine kurulu olduğunu söylemiştik. İnsan kurbanla tanrıları besler, memnun olan tanrılar inanların isteklerine yanıt verir. Böylece tarihte adak kurbanı dediğimiz ve bizim kültürümüzde de var olan kurban anlayışının erken dönem izlerini görürüz. Ver ki, alasın prensibi işler… Sen tanrıya kurban vereceksin, tanrı da senin isteğine yanıt…
Sonuçta, buradaki amaç, yani insan için kurtuluş, çıkar yol, nasıl söylemek isterseniz, kurban yoluyla elde edilir... Bu yüzden de ilahiler, dualar, törenler hep kurban merkezlidir.

Tabii böyle bir ortamda en kıymetli kişiler, büyüsel, gizemli kurban formülleri diyebileceğimiz içeriği bilenlerdir, bunlara “Brahmanlar” denilir. Gerçekte bu formüllerin adıdır Brahman, ancak zaman içinde ruhban sınıf, bu formülleri bilen rahiplerin adını da Brahman olarak yerleştirir.

Bir tür büyücü rahipler niteliğinde olan Brahmanlar başkalarının büyü ile uğraşmasını yasaklar, bu imtiyazı kendi ellerinde tutarlar. Kime hizmet ediyorlarsa, onlar adına bu özelliklerini kullanırlar. Bayağı iyi ücretler alarak bu işlemi kendi imtiyazlarında tutarlar. Böylece giderek zenginleşir ve güç kazanırlar.

Vedalar dönemi her ne kadar çok tanrılı bir dönemi gündeme getirse de bazı bölümlerinde şu kaygının da yer aldığı görülür: “Acaba bu çok sayıdaki Tanrılar, asıl yüce Tanrı olan meçhul bir Tanrı’nın çeşitli yöneliri değiller midir? ” Feliien Challaye Dinler Tarihi adlı kitabında Rig Veda’nın X. kitabının 121. kasidesinde bu kaygının şu şekilde dile getirildiğini nakleder:
“O ki, hayat vermektedir, kuvvet vermektedir;gölgesi hem ölümdür hem hayattır;kimdir bu Tanrı? Kurbanlar keselim şerefine…
O ki, karlı dağlarla denizi ve uzaklardaki nehri yaratmıştır; o ki, kollarını göklerin içine salmıştır;kimdir bu Tanrı? Kurbanlar keselim şerefine…
O ki, kudret veren ve kurban töreninin ateşini doğuran gözlerini sular üstünde gezdirmektedir; o ki bütün Tanrılar üstünde tek Tanrıdır; kimdir bu Tanrı? Kurbanlar keselim şerefine..”
Ve ekler Challaye : Rig Veda’nın bir başka kasidesi de aynı ruh haline uygun düşmektedir: “… Bilgeler tek Varlığı başka başka adlandırırlar: Agni derler, Mithra derler, Veda derler ona…”

Evet, burada küçük bir yorum yaparak dikkatinizi çekmek isterim. Daha önce de belirtmiştim. Çok tanrılı dönemde de bu tanrıların ortaya çıkış hikayeleri dikkatle izlendiğinde aslında bir gücün simgesi yani belki de tanrısal bir sıfat olarak ortaya atılıyor, daha sonra kişileştirilme yapılarak, tanrılaşıyor, bir anlamda putlaştırılıyor... Ama düşünen insan o devirde de var elbette, onlar da sorgulamaya devam ediyor. Dogmaları olduğu gibi kabullenmiyorlar… Sonuçta, yeni açılımlara doğru düşünce ve inanç tarihi yol alıyor…

Vedizim’de Brahmanlar güç kazandıkça neler oluyor? Biraz da bu soruya yanıt arayalım. O zaman ortaya BRAHMANİZM dediğimiz olgu çıkıyor. Brahmanlar güç kazandıkça, kendi ruhaniliklerini meşrulaştırabilecek bir din sergilemeye başladılar. Bu dönemdeki kutsal metinler Brahmana’lar ve Upanişad’lardan (gizli bildiriler) oluşuyor. Brahmanaların oluşturuldukları dönem için M.Ö. 800-600 yılları arası, Upanişadlar için de M.Ö. 600-300 yılları arası verilmektedir.

Vedizm’de her güç bir tanrı olarak kişileştirilmişken Brahmanizm’de bu güç ruhbanların eline geçti ve bazı tanrılar gjzden düştü…( Brahma adının bir tanrı adı olarak kullanılması daha sonra gerçekleşir). Ayrıca, Vedizm’de tanrıları kızdırmamak, onlardan korkmak esas alınırken , Brahmanizm’de özellikle Upanişadlarda tanrıyı hoşnut etmek ön plana geçiyordu. Her ikisinde de kurban merekezde idi, ama birinde korku, diğerinde gönül alma, hoşnut etme öne çıkıyordu. Ancak Brahmanizm’de güç tanrılardan rahiplere geçiyordu… Ruhban tanrısal güce kavuşuyordu…ve artık, onlara bu yetkiyi ve gücü veren Brahma (yüce tanrı) oluyordu. Brahma mutlak , sonsuz , ebedi, nitelendirilemeyen, cinsiyetsiz bir varlık olarak açıklanıyordu.

Ben Brahma’yım diyebilen olur, buna ilahlar bile engel olamaz;çünkü o bütünün ruhuna girmiş olur” inancı yerleşiyordu ve bu bilgiyle mümkündü. Bilgi Brahman’lardaydı, yani ruhban sınıfta.

Evet, Brahmanizm’de kurtuluş, selamete kavuşma artık “bilgi yoluyla” gerçekleşir. Bu bilgi de Brahman’larda bulunmaktadır.

Brahmanizm’de ruh göçü “Samsara” çok önemli yer tutar. Atman denilen “derin ben” ve “daha önceki varlıkların fiilleri “olarak bilinen Karman terimlerinin önemli yer tuttuğunu görürüz.

Aslında yavaş yavaş gerçekleşen şey, bir tür tek tanrıcılığa doğru yönelmedir. “Gerçekte herşey Brahmandır” şeklinde açıklanır. Görülüyor ki, bir tür tek tanrı inancı Brahma adıyla anlatılmaya çalışılır ancak onu tanımlamaktan ziyade insanın ona ulaşabilmesi önem kazanır. Bu yüzden insanın tefekküre yönelmesi söz konusu olur.

Benliklerinin derinliklerinde öz olarak Atman’ı görürler. Hani Yunus’un “bir ben var bende, benden içeri”de dediği gibi. Challaye’nin kitabından buna ilişkin kısmı aynen aktarmak istiyorum:

“Atman ortada, hayati soluklar çevrededir”- “Atman, gönlümün derinliğindeki ruhumdur, bir arpa tanesinden daha ufak, bir hardal tohumundan daha küçük, bir pirinç tanesinden daha miniktir. Ve atman, gönlümün derinliğindeki ruhumdur, dnyadan daha geniştir, havaküreden daha geniştir, göklerden ve bu sonsuz alemden daha geniştir.”
“Atman’da biz hem yaradılmamış, hem yokolmayacak olan bir gerçeği buluyoruz. Başlangıç, oluş (devenir) ve son, ancak dış görünüşlerdir. Brahman’da nesnel (objektif) mutlak’ı , Atman’da ise öznel (sübjektif) mutlak’ı görünce, Hindu düşünürleri bir esas gerçeği daha keşfedeçeklerdir ki o da Brahman’la atman arasındaki derin özdeşikliktir. Şu halde gerçek mutlak atman-brahmandır: (Burada dikkat ederseniz, tevhid anlaşının öncül düşüncelerini bulabilirsiniz. Yaratanla, yaratılanın birliği mesajını da içermekte./Nazenin…)
Gerçekten temaşası, dinlenilmesi anlaşılması , üzerinde düşünülmesi gereken, atman’dır; çünkü atman’ı gerçekten dinlemiş, anlamış, temaşa etmiş, onun üzerinde düşünmü olan kime, bu kainatın tümünü de tanıyor demektir”. “İnsanın derinliğiyle güneşin içinde bulunan, tek ve aynı nesnedir”..
Varlığımızın derinliğni kazıdığmız zaman, Varlık’ı buluyoruz. Bütün insan şuurlarının, bütün hayvan ve bitki varlıklarının, bütün gerçeklerin derinliğinde bulunan, bu aynı Varlık’tır.
Varolan her şeyin karşısında, duymak hissetmek zorundayım. Sen busun (Sanskritçesi: Tat tvam asi).
Bununla beraber “ben” gerçekte özdeşik halinde olduğu bu kainattan görünürde ayrılmaktadır.
Varlıkların ve nesnelerin çokluğu bir kötülüktür. O olmasaydı ızdırap da olmayacaktı. Kainatın gözü olan güneş nasıl insan gözüne musallat her hastalıktan uzak ve masum kalırsa, bütün varlıklarda bulunan o Tek nesne, yani atman da dünyanın ızdırabından öylece uzak ve masum kalır.” (Sanırım tasavvuf konularına yakın olanlarınız burada işlenen kesret-vahdet konusunu farketmişlerdir./Nazenin…)

Evet, alıntımıza burada son verelim. Aslında burada tasavvufta var olan “öz” konusunun, tohum ve cevher örnekleminin, kesret ve vahdet anlayışı gibi düşüncelerin öncüllerini görmek pekala mümkün…

Artık kurtuluş, Karman’dan sıyrılmaktan geçmektedir. Yani yeniden doğuş döngüsünden kurtulmaktan... Bu da mümkündür, İnsan sadece Atman’ı isterse, Atman’dan başka hiçbir şey istemezse, buna kavuşabilir”… (Size şu cümleleri anımsatmıyor mu? Yalnız O’nu istemek, O’ndan gayri herşeyden soyunmak… buyurun düşünce denizine…/Nazenin…)

Dahası da var…
M.Ö. 563 yılıdoa, Nepal’in güneyindeki topraklardan Maya adlı bir kadın geler bu ülkeye. Maya söylendiğine göre Aryan asıllı zengin bir prensin karısıdır. ( O zamanlar Asya’nın daha kuzey kısımlarından gelerek güneye göç eden bazı kavimler Aryan olarak kabul edilmiş… Bu kavimleri de herkes kendine yormuş… Asya’nın kuzeyinde ama Eskimo değil daha aşagılarda… o tarihlerde kimler otururdu acaba???) Prens, Suddhodana Sakya racasıdır. Maya, Limbini bahçelerinde bir çocuk doğrur. Doğan bebeğe Siddharta Gautama adı verilir. Bu kişiyi Budha (Buda) olarak tanıyacaktır tarih.. Budizme geçmeden burada şimdilik bir nokta koyalım.

Şimdi, Nazenince bir yorum yapalım. Hep söylediğimizi tekrarlayalım. Tarih, kültür bir devamlılık gösteriyor. Kültür tarihi bir akarsu gibi… Önüne bir yerde bir set çıkarsa, kendine uygun bir yatak bularak yön değiştiriyor. Bakarsınız doğudan batıya, bakarsınız batıdan doğuya akar… Kültürel öğeler, simgeler, işlevleri tarihsel oluşum ve etkileşim içinde işlevlerini adlarını değiştirebilirler ama bağlantılı şekilde aktarımlı olarak ince ince işlenirler. Günümüze dek gelirler… Birbirlerinden kopuk olmadiklarını görüyoruz.

Öyle söylendiği gibi de, tarih Eski Yunan’da başlamıyor. Ondan önce Eski Mısır var, Hint var, Sümer var… var da var..

Alevi-Bektaşi öğretisini iyi anlayacaksak, Hint dinleri hakkında da bilgi edinmemiz gerekir. Çünkü Bektaşi öğretisi tarihin derinliklerinden günümüze dek elene elene, sentezlene sentezlene gelmiş çok geniş bir içeriği kapsar…Dünya kültür tarihinin damıtılmış bir özü olarak görüyorum onu ben…

Size önerim Varlık Yayınları’ndan Felicien Challaye’ın yazdığı ve Samih Tiryakioğlu’nun Türkçeleştirdiği Dinler Tarihi adlı kitabı edinin… özellikle Semavi dinler öncesi dönemi benim görebildiğimce en tarafsız şekilde yazabilmiş araştırmacılardan biri… Dünya inanç tarihini bilmediğimiz, anlamadığımız sürece günümüzü anlamlandırmak pek mümkün olamaz….

Sevgiyle kalın…
Nanezin….

Reklamlar

27 Ocak 2007 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Bunları Biliyor Muydunuz?

1 Yorum »

  1. Time Travel , UFO Technology, Philadelphia Experiment , Antigravitation Theory , Warp Drive , Wormhole, Teleportation, Time Machine, Zaman Makinesi
    Zaman yolculuğu ile ilgilenen ve philadelphia deneyi/UFO teknolojisi konularında döküman sahibi araştırmacı arkadaşlarla görüşmek istiyorum.Ve Zaman yolculuğu konusuna ilgi duyanlarla ileriye dönük olarak ”Zaman Yolculuğunu Araştırma ve Uygulama Merkezi” kurmayı düşünüyorum ilgilenen araştırmacılarla görüşelim. E-mail: cetinbal@hotmail.com Tel:0258 212 9816 ÇETİN BAL/DENİZLİ

    BEN ZAMANDA YOLCULUK KONUSUYLA İLGİLİ ARAŞTIRMALAR YÜRÜTÜYORUM. ZAMAN YOLCULUĞUNUN DENENEBİLİRLİĞİ VE YAPILABİLİRLİĞİ DÜŞÜNCESİ İÇERİSİNDE OLAN ARAŞTIRMACI ARKADAŞLARLA TANIŞMAK VE GÖRÜŞMEK İSTİYORUM. AŞAĞIDA VERDİĞİM E-MAIL ‘DEN, EV ADRESİMDEN VE ICQ NUMARAMDAN(130446921) BANA ULAŞABİLİRSİNİZ.

    Ev Adresim :

    İnançbey cad. Vali Konağı karşısı
    Manolya Sit. C Blok K : 6/11 Denizli / Turkey
    Tel: 0 (258) 212 98 16 Cep Tel: 0536 6063183

    http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal

    Yorum tarafından Çetin BAL | 28 Haziran 2007 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: