Düşünce Denizi

Sevgi ve özgürlük üzerine …

sari-gul.jpg

İnsanı insan yapan en önemli özelliği nedir?

Düşünen varlık olması değil midir? Düşünen insan, özgür insandır.

Olaylar üzerinde düşünür, araştırır, karar verir. Davranışlarını bu kararlar doğrultusunda oluşturur.
Seçenekler üzerinde düşünür, tercihler yapar. Tercihlerinin sonuçlarını değerlendirir, daha iyiye ulaşmak için gayret eder. Tüm bunları yapabilmek bir özgürlük ortamında mümkündür.
Özgür olmayan insan ise, itaat kültüründe yaşar. Birilerinin ona ne yapacağını söylemesi, emretmesi gerekir. Ya da ona yön vermesi gerekir. Kendi iradesiyle yön tutamaz. Kuldur, köledir. Onun adına karar veren birileri vardır. Düşünmek onun işi değildir. Tutsak bir zihne sahiptir…

Bu iki insan tipi biribirinden öylesine farklı ki!…
Peki yönetmesi kolay olan hangisi?
Elbette ki “koşulsuz itaat eden” insanları yönetmek, yönetici erkini elinde tutan için çok daha kolaydır. O zaman iktidarı elinde tutanlar için düşünmeyen, itaat eden kalabalıklar daha makbul değil midir? Bu insanlar mutlu yaşamış, yaşamamış umurlarında mıdır? Sorun çıkarmadan yaşasınlar, onların sırtından da bir küçük zümre ayrıcalıklı yönetici ya da iktidar sahibi refah içinde yaşasın… Tarih bunların örneğini pek çok görmüştür…

Bu yöntemi kullananlar bazı yollarla halkı bir tür afyonlarlar… Yani onları düşünmeden yaşayabilecek kıvamda tutabilmek için, sus payı niteliği taşıyacak asgari geçim olanaklarını en alt düzeyde sunmaya çalışırlar, bir de onları oyalayacak uğraş sunmaları gerekir… Mesela magazin yüklü TV programları gibi.. Yüzeysel bilgi ile dolan kafacıklar, toz pembe gösterilen gidişat, biraz da geçim olanağı sağlanmışsa düşünmekten yoksun bu toplumu idare etmek kolaydır. Formülü bozan tek şey geçim sıkıntısı çekmeleri olabilir. “Kazı bağartmadan yolmalı” anlayışı burada iflas eder. Ancak canı ciddi şekilde yanan insan, yolunduğunun farkına varabilir ve bağarmaya başlar… Afyon burada tükenir… Büyü bozulur… Huzursuz bir toplum ortaya çıkar… Ister istemez düşünenler seslerini çıkarmaya başlar… Sessiz toplumdan cılız da olsa ses çıkar hale geçer. Bu da elbet birilerinin canını sıkar. Kimlerin mi, itaat kültürünü empoze etmiş olan iktidarların…

Bir de diğer seçeneğe bakalım. Düşünen insanlardan oluşan bir topluluk. Bu topluluk her kararı irdeleyecektir, alternatifleri gözden geçirecektir ve durum için en uygun olanını tartışarak kabul edecektir. Yani özgür düşünce hakim olduğu takdirde, her bireyin hakkı, hukuku devreye girecektir. O zaman eşitlik, hak, hukuk, adalet gibi kavramlar da gündeme gelecektir… Bunun sonucu da yüksek değerlere ulaşmış, erdemli bir topluluğun ürünü olması gereken demokrasi kavramına ulaşılabilir. Işte demokrasinin yaşayabilmesi, hakkıyla yaşatılabilmesi için böylesi bir topluma ihtiyaç vardır.Eğitim seviyesi yüksek, yüksek değerleri eşitçe ve hakça paylaşabilmiş bir topluma ulaşabilmelidir ki onun ürünü olan demokrasi idealize edildiği gibi yaşatılabilsin. Kısaca önce toplum belirli bir seviyeye ulaşmalıdır ki, demokrasiyi sindirebilsin, özgürlükleri doğru şekilde ve toplumun tümünün yararına kullanabilsin… Topluma yolunacak kaz gözüyle bakılmasın… Aksine, paylaşımsal, çalışkan, ilerleyen insanların biribiriyle fırsat eşitliği kuralları gereğince yarıştığı bir toplum oluşur.

Bektaşi felsefesi de insana bu güzel ve olumlu değerleri aşılamayı hedefleyen geleneksel öğreti sistemidir. Öğretinin ilk kaidesinin “düşünen insan istemesi” kuralına bağlı oluşu da bu yüzdendir.
Yine bu yüzden yola bağlananlara “seni aldık, şimdi şeyhinin emrinde bulun” demezler de, “seni senden aldık, sana teslim ettik” derler. Aksi halde, yani bir şeyhe, mürşide vs. teslim edilmiş olsaydı, o zaman bir itaat kültürünün üyesi olurdu. Oysa, seni senden aldık, sana teslim ettik dedikten sonra, artık mürşidin ve rehberin yol göstericiliği ile kendi iradesiyle yola devam edecektir. Mürşit, yani eğitmen yol bilgisini sunan kişidir. Bir kaynaktan akan su gibi bilgiyi aktarır… Rehber, yoldaki kişinin yoldaşıdır. Danışacağı, örnek alacağı kişidir. Ancak, irade, kendisindedir. Gayret kendisindedir. Mürşidinin ve rehberinin sunduklarından yararlanmak kendisine düşer. Kimse ona, şöyle yap, böyle yapma demez… Ona sunulan sadece, bu yolda yürümüşlerin ne yaptıklarının hikayesidir. Kıssadan hisse çıkarıp, kendi kabını genişletmek yine ona düşer. Kabını ne kadar genişletirse, akan suyun altına koyduğunda kabına dolan su o denli fazla olacaktır. Suyun burada bilgiyi simgelediğini anlamışsınızdır. Demek ki, marifet kabını genişletmektedir. Kabını genişleten kişinin bilgisi, irfanı da genişler, artar.

Bütün bu gayretler “iyi insan” olmak içindir. Iyilerin çoğaldığı bir dünyada, barış, mutluluk, huzur, refah da çoğalacaktır. İnsanoğlunun aradığı cennet de budur.

Bektaşiler derler ki, iyi olabilmek için “insanın kötülüğü aklından, yüreğinden çıkarıp atması gerekir”. Bu hiç kolay bir iş değildir. Binbir olasılık içinde yaşayan insanın, bu olasılıklardan en iyilerini oluşturmaya çalışması çok önemli bir nefis terbiyesini gerektirir.

Üstelik böyle bir terbiye bireysel olabileceği için, ancak bu terbiyeyi almaya soyunmuş bireylerin çoğaldığı bir toplum istenen seviyeye ulaşabilir. Bencilliğin kolgezmediği, komşusunun aç olup olmadığının umursandığı, işsiz gençlerimizin derdine çarelerin arandığı, kadınların erkeklerden aşağı görülmediği, çocukların gerçek anlamda sevilip, önemsendiği, yaşlıların saygı gördüğü, üretken, adil, saygılı bir toplum mutlu insanlar üretir. “Biz” duygusuyla, birlik duygusuyla birbirine kenetlenir, sen-ben kavgası yapmaz, bir olur, iri olur, diri olur… Güvenli olur… Güçlü olur…

İnsanı sevmek bu işin can alıcı noktalarından birini oluşturuyor. İnsanı seven, onu tutsak mı eder, özgür mü kılar? Özgür ve düşünen insan, sevmeyi de bilir, sevilmeyi de… Tadına da ancak o varabilir bu duyguların.

Arada, sırada hatırlatmakta yarar var. Bektaşiliğin özü burada anlattıklarımızda yatıyor. Diğer herşey bu ana fikre ulaşabilmek için oluşturulmuş çeşitli yol, yordam, yöntem, şekiller… Onlar da çok önemli ama teferrutta kaybolup, ana fikri de kaçırmamak gerek…

Yüreğinizden sevgi eksik olmasın… Düşünmeyi hiç bırakmayın…
Nazenin…

Reklamlar

18 Şubat 2007 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: