Düşünce Denizi

Atatürk ve Bektaşilik…

images.jpg
Araştırmacı yazar Baki Öz’ün Kurtuluş Savaşı’nda Alevi-Bektaşiler adlı kitabında doğrudan Atatürk ve Bektaşilik ile ilgili bir bölüm yer alıyor.13-35. sayfalar arasında yazar Atatürk ve Bektaşilik ilişkisini inceliyor.

Ben de size kimi zaman doğrudan alıntı yaparak, kimi zaman da özetleyerek buradaki bilgilerin bir kısmını aktarmaya çalışacağım. Zaman zaman da Nazenince yorumlarımı ekleyeceğim.

Öncelikle, “Atatürk’ün Bektaşi olup olmadığı hakkında -eldeki verilere dayanarak- kesin birşey söylenemez. ” diyerek söze başlıyor yazar. Bu konuda Nazenince söylenecek birkaç cümle var.
Bir kere Bektaşilik “bir yıllık” bir olay. Yani, bir kişi nasip alıp Bektaşi güruhuna katılmışsa, bu katılım “baş okutma” denilen cem olayı ile yıllık olarak tazelenmediği takdirde o kişinin Bektaşiliği bir anlamda buzdolabına kalkıyor, ya da uykuya yatıyor. Bir tasavvuf okulu, eğitim sistemi gibi düşünürseniz, okulu bırakmiş kişi durumunda olabiliyor. Dolayısıyle Atatürk bir dönemde Bektaşi gürühuna sadece bu kültür içinde büyümek şeklinde değil de bizzat dahil olmuş olsa da bu üyeliğini devam ettirmemiş olması büyük olasılıkla doğrudur. Çünkü,ilk gençlik yıllarının ardından son derece yoğun bir yaşantısı vardır. Yaşantısının da hemen her dakikası da gözler önündedir. Ancak, bu da hiçbir şekilde bir “nasip alma” olayını yaşamadığı anlamına da gelmez. Pek muhtemeldir ki, ilk gençlik yıllarında böyle bir deneyim de yaşamış olsun… Nitekim, tanıdığımız Bektaşi büyüklerinden bizim de dinlediğimiz kadarıyla, zamanında Atatürk’ün bu kültür ile tanıştığı ve nasip aldığı bilgisini duyduk, ancak bu kişiler daha sonraları , asker olması, siyasetle uğraşması nedeniyle kültürle ilgili olarak gönül bağını ve kültürel zenginliğini sürdürdüğünü belirtmişlerdir.

Dönelim kitabımıza, yazar şöyle diyor:

“…veriler böyle bir yargıya kesinkes varmamız için yetersiz. Kaldı ki, eldeki veriler Atatürk’ün Bektaşi olmadığını da kanıtlamamaktadır. Varolan verileri ve ipuçlarını sağlıklı bir mantıkla değerlendirip eleştirmemiz durmunda Atatürk’ün Bektaşi olduğu kanısı ağır basmaktadır.”
“Olayı Atatürk’ün soyu, düşünce yapısının Alevi-Bektaşik’le yakınlığı ve Alevi- Bektaşiler’le ilişkileri açsından bakarak irdelemeye ve değerlendirmeye çalışalım”.

Yazar, Atatürk’ün soyunun Anadolu’ya dayandığını, Yörük- Türkmen kökenliği olduğunu vurgular. Osmanlılar Rumeli’yi alınca, bazı Türkmenleri Balkanlar’a yerleştirdiklerinden ve Balkanların bu şekilde Türkleşmesi ve İslamlaşmasının amaçlandığına değinir.

“Atatürk’ün annesi Zübeyde hanımın soyu da bu amaçla ve bu siyasa gereği Konya Karaman dolaylarından alınarak Batı Makedonya’daki Vodina ilçesinin batısındaki Sarıgöl bucağına yerleştirilmişti. Son dönemler ise Selanik dolaylarına yerleşmişlerdir. Yörük- Türkmen kökenlidirler. Ailede de bu inanış vardır.”

Konu üzerinde Şevket Süreyya Aydemir’in araştırması bulunduğundan bahseden yazar bu araştırma bulgularını kısaca özetler.

“Bilindiği gibi Osmanlılar’da yerleşik yaşama geçmiş ve yönetimle bağ kurmuş kesimin, resmi ideoloji olan Sünniliği benimsemelerine karşın, düzen karşısında daha özgür hareket eden, resmi ideolojinin etki alanı dışında kalan göcer Türkmen boylarıysa Şii-Alevi inanışta kalmış, kurulu düzene karşı tepki öğesi olmuşlardı. Bu özelliğin Atatürk’ün ana soyundan da görülebileeği olası. Zaten bu halk, Fatih Mehmet ‘in Karamanoğulları Beyliğini 1466’da ortadan kaldırması üzerine Rumeli’ye göçürülen Karamanlı halkıydı. Halk içerisinde Alevi yaygındı. Oğuzlar’ın Avşar boyunda olan Karamanlı Beyliği’nin kurucusu Nure Sofi Şii eğilimli “Babai” tarikatındaydı. (Prof. .İ. Hakkı Uzunçayırlı- Anadolu Beylikleri, S:1)”

Atatürk’ün babasoyu üzerine Hüşeyin Şekercioğlu’nun inceleme ve araştırması önemlidir. Şekercioğlu bu araştırmasıyla Atatürk’ün babasoyunun izlerini Anadolu Türkmen boyları içerisinde bulur. Atatürk’ün dedesi Kırmızı Hafız Ahmet’tir. (Bu tespitler için bkz. Hüseyin Şekercioğlu-“Atatürk’ün Soy ve Sülalesi Hakkında Anadolu’da Yaptığım Araştırmalar” , Türk Kültürü Dergisi, Sayı:145, S:7 / Aydemir S:42, 409 ile Burhan Göksel’in ‘Atatürk’ün Soy Kütüğü Üzerine Bir Çalışma, s:19 referansları verilmektedir)

Atatürk’ün babasının nufus kaydı “Yörük taifesinden” olarak geçmektedir. Bu Yörük boyu Manastır’daki kayıtlarda “Kızılkocalılar” Selanik’teki kayıtlardaysa “Karakocalılar” olarak geçmektedir. bu Türkmen boyları II. Murat ve oğlu Fatih Mehmet dönemimlerinde Sivas, Tokat, Ankara, Amasya, Konya, Isparta, Aydın ve Balıkesir bölgelerinden alınarak Rumeli’nin çeşitli yörelerine yerleştirilmişti. Şekercioğlu’na göre “Kızılkocalar” veya Kızılcalı Türkler’i Oğuzların ‘Kızılca Oğuz’ boyundandırlar. Bunlara ‘Kızılca Bölüklü’, Kızılca Örenli Türkleri adı da veriliyordu. Bunlar Anadolu’da Çorum, Amasya, Tokat ve Sivas’a yerleştiler. Tokat’ın Reşadiye dolaylarındaki “Kızılözenliler Yurdu” bu topluluğa aitti. Bugünkü Kızılören Köyü dolaylarında beylik kurmuşlardı. 1410 yıllarında kurdukları bu beyliğe ‘Kızıl Ahmetliler Beyliği’ de deniliyordu. II. Murat’ın buyruğuyla Amasya valisi Yörgüç Paşa 1424’de bu beyliğin beylerini Amasya’da zindanlara doldurtarak dumandan boğmuş, böylece beylik halkı Anadolu’nun çeşitli yörelerine dağılmıştı. (Şekercioğlu, Sayı:145,s:7 v.d: Osmanlı ‘Varakname’leri Kızılkocalı Türkmen kıyımına oldukaç geniş yer verirler. Bkz: Aşıkpaşaoğlu Tarihi, s:118 V.D, Müneccimbaşı Tarihi, 1/210 vbd: neşri Tarihi, 11/89 v.d: Tacü’t Tevarih, 11/57. )

“Kızıl” lık özellikle Aleviler’e takılan addır. Bunun ötesinde adı geçen yöreler genellikle Alevidir. Özellikle bu boyun yerleştiği Almus- Tozanlı vadisinde bir- iki köyün dışında geri kalan bütün köyler kümesi Alevidir. Osmanlı’nın yerleştirme (iskan) siyasası gereği bir bölümünün Rumeli’ye göçürüldüğü Atatürk’ün soyu “Kızıl Kocalı Türmenleri’nin Anadolu kolu bilindiği kadarıyla Alevidir. Rumeliye geçtikten sonra da, Bektaşilik’in etkin olduğu bu bölgede Aleviliklerini korumaları ve sürdürmeleri olası. Dahası Bektaşilik’in ağır bastığı bu yörede daha pekiştirebilecekleri de mantıksal olarak söylenebilir ”

Evet, Baki Öz’ün kitabında konu böyle ele alınıyor. Aslında Balkanlarda o yıllarda Bektaşilik çok yaygın. Hatta, o yıllardaki yaygınlığı II. Mahmut dönemi öncesine göre son derece azalmış olmasına rağmen yine de yaygın. Bu şekilde baktığımızda, daha sonraları bazı ailelerde Alevi-Bektaşi geleneklerinin küllendirilmiş ve hatta sünni geleneklerine yakın uygulamaların geçerlik kazanmış olduğu görülse de, gelenek ve görenekleri iyice araştırıldığında çoğunun altında Bektaşi inançları ve pratiklerinin zengin örnekleri çıkmakta….

Aynı kitabın sayfalarından birkaç küçük alıntı daha sunuyorum:
…”Atatırk’e esin, duygu ve duşünceleri için besin kaynağı olan N. Kemal Bektaşi’ydi. Bektaşi bir ailenin çocuğuydu. Ana yoluyla dedesi olan Adüllatif Paşa inançlı bir Bektaşiydi. N. Kemal bu dedesince büyütülmüş ve eğitilmişti. N. Kemal’in geçliğinden itibaren entellektüel gelişmesine bu Bektaşi etkeni damgasını vurmuştu. “Kerbela Mersiyesi”, şiir defterinde “Ali Aşkı”yla yazılan “Şahımdır Ali”, Eşref Paşa’nın “Aleviyiz” diye başlayan bir gazeline nazire olarak “Aleviyim”redifli şiiri, Namık Kemal’in inançlı bir Alevi-Bektaşi olduğunu kanıtlar. N. Kemal’in ülküsü Bektaşi geleneğinin öğretilerinde olduğu gibi hoşgürü ve gönül yüceliğiydi.”…

“Atatürk bu kaynaktan beslenmişti. Atatürk üzerindeki N. Kemal etkisi bilinenler arasında. Bektaşik’ten Namık Kemal’e , Namık Kemal’den Mustafa Kemal’e uzayan bir düşünce, inanç ve gönül etkileşimiydi bu. N Kemal’e ilgi duymasında ikisi arasındaki düşünce ve inanç birliği de etkin olmuş olabilir. Bektaşi oluş ikisi arasında duygu, düşünce ve anlayış birilğini de yaratmış olabilir. bu durum gözardı edilemeyecek bir olasılık.”

….

“Doç. Mete Tuncay, Atatürk’ün soy olarak Rumeli Bektaşilerinden geldiği, gençlik arayışları içerisinde bu tarikatla ilgilendiği söylentilerini doğru buluyor ve Abdülkerim Paşa’yla Kurtuluş Savaşı yıllarında kurduğu iletişimde Bektaşi terimleriyle anlaşmalarına dikkatleri çekerek, bektaşi olan Abdülkerim paşa gibi M. Kemal’in de Bektaşi olduğunu, o nedenle bu tür şifre kullandıklarını kanıt olarak ileri sürüyor. Adil Gülvahapoğlu da bu sava katılmaktadır. …”

Meclise de Bektaşi ve Alevi kültüründen gelen birçok ismin girmesini Atatürk özellikle istiyor. Şöyle bir bilgi var. Onu da nakledelim:

“Atatürk çalışmalarını Alevi- Bektaşiler’le ortak yürütmüş, önemli ve stratejik noktalara bu güven duyduğu Alevi-Bektaşileri getirmişti. Cemalettin Efendi’yi meclis ikinci başkan vekilliğine, Albay Hüsabettin’i (Ertürk) gizli haber alma örgütünün başına Bektaşi Babası Dr. Ragıp Erensel’i özel doktorluğuna, A. Naci Baykal’ı (Bektaşi Babası) PTT’deki gizli şifre amirliğine getirmesi gibi…”

Kitapta ilginizi çekecek daha birçok konu var.
Baki Öz’ün Kurtuluş Savaşı’nda Alevi-Bektaşiler , Can Yayınları, 1995 İstanbul künyeli kitabını okumanızı salık veririm…

Sevgiyle kalın…
Nazenin…

Reklamlar

1 Mart 2007 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik

1 Yorum »

  1. cok güzel aciklanmis ellerinize saglik.

    Yorum tarafından Anonim | 29 Nisan 2008 | Cevapla


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: