Düşünce Denizi

Hacı Bektaş Veli ve Toplumsallık

İnsanları, bireysellik çılgınlığına ne sürükledi?

İlk insanların yaşantısına baktığımızda, toplumsallığın çok önemli olduğunu görüyoruz. Avlarını, topladıklarını herkesle paylaşıyorlar. Senin-benim kavgası içinde değiller. Bizim duygusu içindeler. “Biz” benden daha önemli. Neden? Çünkü yaşamak için birbirleriyle dayanışmak zorundalar. Güçlü olan doğaya karşı varlıklarını sürdürmek için işbirliği yapmak zorundalar… Ancak biz duygusu içinde olmak onları güçlü kılabiliyor, bunun farkındalar.

Ayrıca, günü birlik yaşıyorlar. Bulduklarını, bulabildiklerini paylaşıp, tüketiyorlar… Ertesi gün yeniden yaşamlarını sürdürmek, karınlarını doyurmak, yırtıcı hayvanlardan korunmak için işbirliği ve güçbirliği yapıyorlar. Bir nedenle ava katılamayan olsa bile, avlanandan payını alıyor, yeter ki bu durumu istismar etmesin… Zaten istirmara hiç pabuç bırakmıyorlar. Böyle bir durumda birey toplum dışına itiliyor. En büyük ceza bu. Çünkü toplum dışında bireyin tek başına yaşama şansı yok denecek kadar az… Toplumsal düzenin yaptırım günü ahengi, geleneği, töreyi oluşturuveriyor. Sonra töre, gelenek toplumsal düzenin devamlılığını sağlıyor…

Toplumdaki herkesin karnı aynı derecede doyuyor, var olan paylaşılıyor…
Kimse aç kalmıyor… Kimse diğerinden çok daha fazla tüketmiyor…

Sonra, günü birlik yaşantıya veda edildiği dönem geliyor. Nasıl mı? Tarım devrimi sayesinde… İnsanlar tarım devrimini yaşayıp, toprağı ekip biçmeye başladıklarında ortaya iki sorun çıkıyor, biri ekip biçtikleri toprakların mülkiyeti ve bu mülkiyetin devri, yani miras, diğeri ise günlük ihtiyaçlarının ötesindeki ürün, yani artı değer… bunu ne yapacakları? Nasıl paylaşacakları? Nasıl yeniden pay edecekleri? Kısaca özel mülkiyet ve ticaret kavramları insanların hayatına giriyor.

İlk özel mülkiyete alınan da “kadın” oluyor. Çünkü o zamana kadar, erkek çocuğun doğumundaki rolunu tam olarak bilemezken, çocuklar kadınların çocuklarıyken, aile düzeni anaerkil iken, soy ve miras hukuku anasoylu düzendeyken, tarlayı saban gücüyle sürme nedeniyle avlanmaktan vaz geçip kaslarını çiftçilik ve hayvancılıkta kullanan erkek, ilk mülkün de sahibi oluyor. Mirasta da hangi çocuk kendisinin? sorusuna, “hangi kadın benimse, onun doğurduğu çocuk benim” yaklaşımıyla davranıyor. Sonuçta, özel mülkiyet, artı üretim, yeniden paylaşım, mal değiş tokuşu, ticaret, miras vs. gibi kavramlar insanların hayatında derin izler bırakmaya başlıyor.

Mülkü fazla olan, mülkünü bir değer birimi karşılığında değiştirmeye, vermeye, satmaya başlıyor. Önceleri deniz kabukları bu değer birimi objesini oluştururken (para) sonraları bugün adına para dediğimiz diğer araçlar devreye giriyor. Kim en fazla kazanırsa, o en güçlü oluyor. Çünkü kimi insanlar üretim araçlarına (makina vs. ve toprak) sahip oluyor, kimi insanlar olmuyor. Olmayanlar, olanların emrinde karın tokluğuna denebilecek küçük karşılıklarla çalışıyor. Sonuçta, zenginler ve fakirler… Yönetenler ve yönetilenler… güçlüler ve güçsüzler, sömürenler ve sömürülenler oluşuyor.

Birey kazandıkça, güç elde ettikçe daha fazlasını istiyor… Bu da bireyin donanımıyla ilgili olduğu için birey kendine yatırım yapıyor, “Rab bena, hep bana” anlayışı hakim oluyor. Artık toplumdaki diğer kişiler, onların aç olup olmadıkları umurunda olmuyor… Kendisi daha çok nasıl kazanırım diye düşünüyor, daha fazla gücü, daha çok kazanç için, daha çok kazancı daha fazla güç sahibi olmak için istiyor. Sarmal böylece bir çılgınlık boyutunda insanı girdabına alıp, sürüklüyor.

Bir toplumda bu tür örnekleri görenler onlar gibi olmak için yarışıyor. Yarış acımasız bir şekle dönüşüyor. Diğerini yok saymak, onu harcamakla başa güreşenler çoğalıyor…

İşte böyle bir dünyada şü söz akla geliyor:
Mal sahibi mülk sahibi hani bunun ilk sahibi?

Hacı Bektaş Veli ne demişti?
Şeriatte, bu senindir, bu benim,
Tarikatte, hem senindir, hem benim,
Hakikatte ne senindir, ne benim…

Hakikate eren insanın doygunluk hissi olmalıdır. Bireyselcilik hakikat ehlinin durağı değildir. Hakikat ehli, toplumsalcıdır. Komşusu açken kendi tokluğuyla öğünemez. Paylaşımcıdır. Vericidir.
Belki de Bektaşi anlayışının en önemli özelliklerinden biri “toplumsalcı ve çevreci bir felsefeyi işlemiş olmasıdır”…

İşte bunun için Hacı Bektaş Veli Anadolu’da halka tercüman olmuş, onlara lider olmuştur. Öğretisini halk kitlesi içinde oluşturmuştur, sarayda oluşturmak yerine. Emekçi toplum onun öğretisiyle dirilmiş, “Bir olmuş, iri olmuş, diri olmuş”tur. Böylece güçlenerek, varlığını sürdürebilmiştir…

Nazenin…

Reklamlar

27 Mart 2007 - Posted by | Bektaşilik ve Alevilik

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s