Düşünce Denizi

Bektaşi Nefesleri- Kul Nesimi’den…

Daha önce Kul Nesimi’den “Faydası Ne?” başlıklı taşlamaya bu bölümde yer vermiştik. Şimdi Cahit Öztelli’nin kitabından yararlanarak Kul Nesimi hakkında sizlerle hem bilgi paylaşalım, hem de nefeslerini…

Kitabın künyesi şöyle:
Onyedinci Yüzyıl Tekke Şairi KUL NESİMİ
Hazırlayan: Cahiz Öztelli- Milli Folklor Enstitüsü Müdürü- Ankara, 1969.

“Edebiyat tarihimiz, tasavvuf şairi olarak yalnız bir Nesimi tanır. O da Bağdatlı Nesimi’dir. Oysa, cönklerden toladığmız yüze yakın şiiri bulunan başka bir Nesimi daha var. İşte bu kitapta konu olan ikinci Nesimi’dir. İkisini birbirinden ayırmak icin konumuz olana KUL NESİMİ diyecegiz.” diyerek söze başlıyor Öztelli kitabında ve ekliyor:
“Bugüne değin Kul Nesimi’nin şiirlerinden pek azı ele geçmiş, onlar da bağdatlı Nesimi’nin sanılmıştı. Hece ile yazılanları bile onun yeni şiirleri olacağı düşüncesine yol açmıştı. İlk olarak Sadettin Nüzhet (Bektaşi Şairleri) adlı eserinde yeni bir şair karşısında olduğumuza işaret etmiş, şşairin hayatı hakkında bilgi veremeden altı şiirini yayınlamıştı.

Ad benzerliği dolayısıyle ve her iki şairin Hurufi olması, karışıklığa yol açmışsa da dilleri çok ayrıdır. Bundan başka Kul Nesimi’nin ayrı kişi olduğunu gösteren belgeler vardır. Bunları sıralamadan önce Bağdatlı şairin kısaca hayatının bilinmesinde fayda vardır.
Bağdatlı Nesimi’nin ölümü, kendi halifesi Refii’nin Beşaretname adlı eserinde bildirdiğiine göre 1404’dür. Hallac-ı Mansur gibi o da “enelhak” (ben Tanrıyım) dediği için derisi yüzülmüştü. Bu yüzden “Alevi-Bektaşilerde varlık birliğinin ileri taraftarları ve mümessilleri olan Bayrami Melamileri, Mevlevilerin Şems kolu denen ve Melamilikle Bektaşiliğe pek yaklaşan, hatta onlarla kaynaşan Mevleviler ve diğer tarikatlar icinde Aleviliği ve Melameti benimsemiş kimseler tarafından, ölümünü müteaakip büyük bir şehit tanınmış ve Mansur oğlu Hüseyn-el Hallac’ın ikincisi olmuştur. Ağızdan ağıza, büyükten küçüğe devreden menkabeler, aşağı yukarı bir Nesimi destanı meydana getirmiştir”.

Bu menkabeler ve şairin sanatındaki başarısı yüzyıllar boyunca Türk ve öteki İslam edebiyatında derin izler bırakmıştır.

Konumuz olan Nesimi’ye gelince, onun onyedinci yüzyılda yaşadığını gösteren kuvvetli belgeler yeteri kadar vardır. Bir şiirinde Kul Nesimi şöyle diyor:
İkiyüz altmış dört yıldan sonra
Bu nazmile bunu ettin ben izhar

Bu şiirin tamamında Hurufilik kurallarıyle birlikte kendinden de söz açan Kul Nesimi yukarıdaki beyitte Bağdatlı Nesimi’nin ölüm yılını ve tuttuğu yolu söylemek ister. Buna göre, Bağdatlı Nesimi’nin ölüm yılına ikiyüz altmış dört katılınca 1668 yılı bulunur. Bu şiiri olgunluk çağında söylediği kabul edilirse, onun on yedinci yüzyıl başlarında doğduğunu düşünmek yersiz olmaz.

Kul Nesimi’nin şiirlerine en eski olarak yine bu yüzyıl içinde yazıldığı kesin olarak bilinen cönklerde rastlanmaktadır. Bundan başka şairin dilinin özelliğini bu yüzyıldan öteye götürmeye de imkan yoktur. Dili tam anlamıyla on yedinci yüzyıl divan ve halk edebiyatı şairlerinin dilidir.

Bunlarda başka kendi çağında yaşamış şairlerin Kul Nesimi’ye benzekleri (nazire) de var.

Kısaca yurakıda gisterdiğmiiz sebeplerden ötürü Kul Nesimi XVII. yüzyılda yaşamış bir şairdir. u yüzyılın tarih olaylarıyla Nesimi’nin şiirlerindeki bazı sözlerin karşılaştırılmasından hayatını az çok öğrenmek mümkün olmaktadır. bilindiği gibi XVII. yüzyılın birinci yarısı hep İran ile yapılan savaşlarla geçer. İran Bağdad’ı alır. Osmanlı ordusu birkaç başarıız sefere katılır. Sonunda IV. Murat 1636’da geri alır. XVI. yüzyıldan beri Yavuz ile Şah İsmail arasında başlayan uğraş bir yüyıldan çok sürer. Bu arada Osmanlı topraklarındaki Kızılbaş-Alevi toplulukları İran’a yardımcı bazı durumlar yaratırlar. Bu yüzden ezilirler, yüz binlerce kişinin başları uçar. Fakat, yine alttan alta, gizli veya açık her ayaklanmaya katıldılar. Bu katılmalar Celali ayaklanmalarında da kendini gösterir. On yedinci yüzyıl boyunca sürer. Bu işlerde tarikat şairlerinin her bakımdan önemli etkileri olduğunu kendi eserlerinden olduğu gibi, başka yerlerden ve meela tezkerelerden öğreniyoruz.Bunlardan Pir Sultan Abdal ve Kul Nesimi’nin çağdaşı ve aynı maceralara karışan Ali Oğlu, Dedem Oğlu gibi şairleri de tanıyoruz. (Bu son iki şair için bakınız: Türk Folklor Araştırmaları, sayı 73 ve 74’teki yazı).

Öztelli kitabında Kul Nesimi’nin, böyle bir ayaklanmaya katılmış olduğunu ileri sürer. Bunun göstergesi olarak da bir manzumesindeki şu sözleri gösterir :

Mehdi-i zaman ede zuhur kalmaya perde
Yezit olanı kırsa gerek tiğ ü teberde
Nesimi, Şah’ın medhin okur şam ü seherde

Burada hemen şu hatırlatmayı yapmakta yarar var. Gerçekte Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki savaş iki Türk devleti arasındaki savaştır. Bu Türk devletlerinden biri İran toprakları üzerinde yer almaktadır ve Sünni inancında değillerdir. Şii ve/veya Alevi inancını taşımaktadırlar. Yavuz dönemi ise Osmanlı’nın özellikle iktidar çevrelerinin ağırlıklı olarak Sünni inançta olduğu dönemdir. Doğu Anadolu topraklarındaki Kızılbaş- Alevi topluluklar ise ekonomik sorun içindedir ve iktidar tarafından sahiplenilmemektedir. Bu halk gelenek görenek açısından, dil açısından Şah İsmail’i ve yaklaşımını kendilerine daha yakın bulmaktadırlar. Osmanlı iktidarı da bundan müştekidir. İşte bu dönemde Osmanlı’yı yezit olarak görme eğilimi ön plana çıkmıştır. Ancak, yine bir başka hatırlatma yapalım. Alevi-Bektaşi söyleminde Şah sözcüğü kişiyi anlatıyorsa, Şah İsmail’i anlatmak için kullanılır ama, birçok zaman da Hz. Ali’yi tanımlamak için kullanılmıştır. Hatta Şah, kainatın Şah’ı anlam yüklemesiyle “tanrı”yı tanımlamak için de kullanılır… Bu nedenle, Sn. Öztelli’nin kitabında Kul Nesimi’nin yakınlık ve hatta hayranlık duyduğu kişiyi “İran Şah’ı” olarak göstermesi bir yanılgıdır. Söz konusu olan burada Şah İsmail’dir, bir Türk devletinin başkanıdır.

Yine dönelim Öztelli’nin kitabından aktarmaya devam edelim Kul Nesimi için der ki:
“İran Şahı’nın “Mehdi-i zaman” olarak ortaya çıkmasını, “yezit”leri yani Osmanlıları kırmasını dilemektedir. ayrıca Şah’la ilgisini ortaya koyan bir manzumesinde:
Erenler Şah’tan gelürler
Ali derler pirimize
İmamların kullarıyız
Münkir irmez sırrımıza

ve başka şiirlerinde görülen izlerden İran şahları yanını tuttuğu açıkç a belli oluyor. Bundan başka Osmanlı devletinin İran ile olan savaşları sırasındaki ayaklanmalardan izler taşıyan manzumeleri de görülmektedir. Osmanlı tarihçileri genel olarak bu gibi ayaklanmaları yazmadıkları için yanız manzumelerden sonuçlara varmak gerekmektedir. Kısa ve eksik olmakla birlikte bunlar oldukça aydınlatıcıdır. Bir manzumesinde, başından siyasi bir yargılama geçtiğini anlamak zor değildir:

Mahkemede sual sordu kadılar
Kitapları orta yere kodular
Sen bu ilmi kimden aldın dediler
Ustamdan almışam, pirden gelürem

….
Öztelli kitabın 10. sayfasında şu bilgiye yer verir:
“Nesimi aynı zamanda Bektaşidir. Hallac ve Seyyit Nesimi’nin öldürülmelerinden sonra Hurufiler Irak’ta şiddetli bir kovuşturmaya uğramışlar, bundan kurtulmak için Anadolu’ya kaçmışlardır. Böylece Nurufi dervişleri Bektaşiliğe kendi inanışlarını soktular. Nesimi de, başka Bektaşi şairlerinden çok Hurufilik görülür. Şiirleri içinde bunu gösteren pek çoğu var, onun için burada bir dötlüğü örnek veriyoruz:

Biz tarik- Bektaşiyiz, zikrederiz Hakkı biz
Bizdedir Şah-ı Velayet sırları hep izdedir
Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli, kuluyam Nesimi
Etmeyiz cahile minnet, Al-i Sultan bizdedir.

Nesimi aynı zamanda hem Haydari, hem de Caferi olduğunu bildirir. İki örnek,

Ben ol sadık kulam ki Caferi’yem
Hakikat söylerem ben Haydari’yem…

(Bugün artık biliyoruz ki, Caferilik’ten ve Hayderilik’ten birçok iz vardır Bektaşilikte… Yani bir Bektaşi belirli bir anlam söz konusu olduğunda o vurgulama için Caferidir, bir başka anlam söz konusu olduğunda da Hayderi… bir başkasinda Hurufi… çünkü Bektaşiliği oluşturan sentezde bu yorumların elirli vurgulamalarının izleri vardır, ama tümünün ağırlığı yoktur…/ Nazenin’in notu)

….
Kul Nesimi’nin iyi eğitim görmüş bir şair olduğu söylenir… Arapça bilir, Tasavvufu, Hurufi kurallarını iyi bilir. … Kul Nesimi, sanatın bütün inceliklerini iyice bilmektedir. Seçtiği kelimeleri yerinde ve ustalıkla kullanır, Kafiyelerini, çoğu halk şairlerinin kullandığı yarım, hatta dörtte bir kafiyeden kurtardığı çoktur. Bunda, aldığı kuvvetli öğretimin etkisi olduğu muhakkaktır. Aruzdaki aksaklığı, halka seslenmesi zorunluğu yüzünden daha çok Türkçe söz kullanmak iteğinden ileri geldiği düşünülür.

Bu kadar bilgiden sonra birkaç örnek verelim…

-I-
Erenler Şah’tan gelürler
Ali derler Pirimize
İmamların kullarıyız
Münkir ermez sırrımıza

Pirimiz kırklar yediler
Bu yolu anlar kurdular
Bize de böyle dediler
Kanarsan ikrarımıza

Ateş yanar, kazan çoşar
Dalgalanıp boydan aşar
Şulesi aleme düşer
Bakın bizim nurumuza

Bildik aslımızdır Adem
Kısmetimiz verdi Hüda’m
Halifeler basmış kadem
Taç urdular serimize

Muhib mürşidine uydu
Arif olan hisse duydu
Münafıklar nice kıydı
Tiğ çektiler Pirimize

NESİMİ sözünü pişür
Özüne muhabbet düşür
Bezirganlar gevher taşur
Gune gune şarımıza

-II-

Evliyadan aldık biz bu erkanı
Yana yana zikredelim Allahı
Canda ayan dörgük sırr-ı Suphanı
Yana yana zikredelim Allahı

Daima Suphanın ismin der idim
Derunumda olan perdeyi giderdim
Bir idim vardım ummana erdim
Yana yana zikredelim Allahı

İsyanla kararmıştır yüzleri
Anın için Hakkı görmez gözleri
Bize kar eylemez münkir sözleri
Yana yana zikredelim Allahı

SEYYİD eydür bahre daldım da geldim*
Mümkünat ilmini bildim de geldim
hakikatta yerin gördüm de geldim
Yana yana zikredelim Allahı

*Bazan mahlas olarak “Seyyid” kullanır. bu gibi nefeslerde, üzerinde Nesimi yazılıdır.

-III-

Sorma be birader mezhebimizi
Biz mezhep bilmeyiz, yolumuz vardır
Çağırma meclis-i riyaya bizi
Biz şerbet içmeyiz, dolumuz vardır

Miz müftü bilmeyiz, fetva bilmeyiz
Kıyl-ü-kal ilmeyiz, ifta bilmeyiz
Hakikat bahsinde hata bilmeyiz
Şah-ı Merdan gibi ulumuz vardır

Bizlerden bekleme züht-ü ibadet
Tutmuşuz evvelden rh-ı selamet
Tevella olmaktır bize alamet
Sanma ki sağmız solumuz vaardır
Ey zahit, surete tapma, Hakkı bul
Şah-ı Velayete olmuşuz hep kul
Hakikat şehrinden geçer bize yol
Başka şey bilmeyiz, Ali’miz vardır.

Evet, ne dersiniz, gayet iyi anlaşılıyor değil mi, Şah-ı Velayet kimdir? diye..
Kısaca burada bir İran Şah’ı söz konusu değildir. Şah simgesinin anlamı, yeri geldiğince, Hakk, Ali, ve bazen de Şah İsmail’dir…

Bu güçlü Bektaşi şairinden birkaç örnek verdik… Daha sonra başka örneklere de yer vermeye çalışırız…

Sevgiyle kalın…
Nazenin…

Reklamlar

2 Temmuz 2007 Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Nefesler | 1 Yorum

Bektaşi Nefesleri- Yunus Emre’den…

İlim İlim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır

Okumaktan murat ne
Kişi Hak’kı bilmektir
Çün okudun bilmezsin
Ha bir kuru emektir

Okudum bildim deme
Çok taat kıldım deme
Eğer hak bilmezisen
Abes yere yelmektir

Dört kitabın manası
Bellidir bir elifte
Sen elifi bilmezsin
Bu nice okumaktır

Yiğirmi dokuz hece
Okursun uçtan uca
Sen elif dersin hoca
Ma’nisi ne demektir

Yunus Emre der hoca
Gerekse bin var hacca
Hepsininden iyice
Bir gönüle girmektir.

30 Mayıs 2007 Posted by | Bektashi- Alevi, Nefesler, Uncategorized | Yorum bırakın

Bektaşi Nefesleri- Kaygusuz’dan…

Evliyadan gelen kelam, okunan Kur’an değil mi?
Gerçek Veli’nin sözleri, sureti rahman değil mi?

Çün seni Hak yarattığı kendüye mir’at ettiği
Tecelli-i zat ettiği sureti insan değil mi?

Hak haberin dinleyene, candan kabul eyleyene
Hakkı bilip anlayana, sözümüz burhan değil mi?

Gerçek elini tutmayan gönlün ana pektirmeyyen
Hakkı batılı seçmeyen, cahilü nadan değil mi?

Ey Kaygusuz halin nola, gitmez isen doğru yola,
Hak kerem etse bir kula, hakikat ayan değil mi?

30 Mayıs 2007 Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Nefesler | Yorum bırakın

Bektaşi Nefesleri- Serayi (Kaygusuz Abdal)

Bazı nefeslerinde Kaygusuz Abdal “Serayi” mahlasını kullanır. İşte onlardan biri:

Yamru yumru söylerim
Her sözüm kelek gibi
Ben avare gezerim
Sahrada leylek gibi

İşim kalb sözüm yalan
Ben değil adım filan
Bu halk insana derim
Sözümü gerçek gibi

Aşk kuşları derilse
Aşktan dane verilse
Usulüm toya benzer
Avazım ördek gibi

Terketmedim benliği
Bilmedim insanlığı
Suretim adem veli
Her huyum eşek gibi

Arifler sohbetinde
Marifet söyleseler
Ben de hemen düşünmem
Ürerim köpek gibi

Gerçi Hakk’ın kalkıyım
Marifetsiz aylakım
Arifler sohbetinden
Kaçarım ürkek gibi

Bu marifet ilminden
Haberim yok cahilim
Benden mana sorsalar
Sözlerim sürçek gibi

Aşıklar can içinde
Aşikar gördü Hakk’ı
İşitmenin manası
Olmaya görmek gibi

Miskin Serayi kıydın
Kul oldun sen nefsine
Senin hırsü hevesin
Tuttu seni fak gibi

Notlar:
Toy- güzel bir kuş
Avaz- ses
sürçek- sürçen, ayağı bir yere takılan
Hırs ü hevesin- hırsın ve hevesin
Fak-tuzak
Usul- boy

28 Mayıs 2007 Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Nefesler | Yorum bırakın

Bektaşi Nefesleri- Mehmed Ali Hilmi Dede Baba’dan…

Mehmet Ali Hilmi Dedebaba 1842’de doğmuş ve 1907 yılında Hakk’a yürümüştür. Mehmet Ali Dedebaba diye de tanınır. Mahlası , yani yol adı Hilmi dir. Ondokuzuncu yüzyılda yaşamıştır. İstanbul’ludur. Babası, Sultan Ahmet yakınındaki Güngörmez Camii’nin imamı Nuri Efendi’dir. Annesi Emine Hatun’dur. Hem annesi hem de babası Merdivenköy Şah Kulu Sultan Tekkesi postnişini Hasan Baba’dan nasiplidir. 1857 yılında Bektaşiliğe giriş yapmıştır. 1864 yılında Şah Kulu Sultan dergahının postnişininin Hakk’a yürümesinin ardından bu posta oturur. Merkez dergah olan Hacı Bektaş Dergahında (şu sırada müze olan) o yıllarda görev yapmakta olan Selanikli Hacı Hasan Baba’dan, Mehmed Yesari Baba’nın rehberligi ile hilafet alır. İstanbul’da Şah Kulu Dergahını genişletir, görevine burada devam eder. Önce tekkenin kış meydanı yanına gömüldüğü bilinir. Daha sonra ise, akrabaları tarafından kabri nakledilir, sağlığında yaptırmış olduğu, Gözcü Baba bahçesindeki özel mezarına taşınır.

Mehmet Ali Hilmi Dedebaba’nın birçok Bektaşi babası gibi şiirleri vardır. Iyi bir şairdir. Hilmi mahlasıyla şiirlerini yazmıştır. Divanı 1909 yılında ahmed Mehdi Baba tarafından basılmıştır. Daha sonra, 1909 yılında Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba tarafından, sözlük eklenmesiyle birlikte, yeni yazıya çevrilerek tekrar yayımlanmıştır.

Hilmi Baba’nın divanında, 2666 beyit bulunur. İcinde 25 koşma, 238 gazel, 1 muaşşer, 6 müseddes, 8 muhammes, 1 murabba, 1 tahmis, 3 mersiye, 1 nasihatname, 40 tarih, 3 kıta , 10 müfred bulunur. Şiirlerinde gerek aruz, gerekse hece vezni kullanmıştır.

Şimdi birkaç örnek verelim.

Bektaşi sofralarının neredeyse vazgeçilmez nefeslerinden biri olan Hanbağı ile başlayalım:
,
Hanbağı’na kurulmuş aşıkların otağı
Gülzar-ı aşk olubdur aşk ehlinin durağı

Gel Pir evine aşık, eyle özünü puhte
Yanuptur aşk oduna erenlerin ocağı

Hak nur-i kudretinden lütf eyleyüb uyarmış
Mahşerde dahi sönmez aşıkların çerağı

Ey saki-i meveddet, sun bize aşk meyinden
Pus eylesün hemişe mestaneler ayağı

Mescudumuz cemal-i yar olduğun nihan tut
Faş olmasın bu esrar, vardır yerin kulağı

Gir kalb-i mümine sen, her canibe sucud et
Tefrik olur mu beytin, etrafı solu sağı.

Hilmi özün hemişe derviş-i derdment et
Dostun müdam oluptur, derdli gönül konağı.

Bir tane daha örnek verelim.

Ayine tuttum yüzüme,
Ali göründü gözüme,
Nazar eyledim özüme,
Ali göründü gözüme,

Adem Baba Havva ile,
Hem Allemel esma ile,
Çerhi felek sema ile,
Ali göründü gözüme,

Hazreti Nuh Neciyyullah,
Hem İbrahim Halillullah
Sina’da Kelimullah,
Ali göründü gözüme,

İsa’yı ruhullah oldur,
İki alemde Şah oldur
Müminlere penap oldur,
Ali göründü gözüme,

Ali evvel, Ali ahır,
Ali batın, Ali zahir,
Ali tayyib, Ali tahir,
Ali göründü gözüme,

Ali candır, Ali canan,
Ali dindir, Ali iman,
Ali Rahim, Ali rahman,
Ali göründü gözüme

Hilmi gedayi bir kemder,
Görür gözüm, dilim söyler,
Her nereye kılzam nazar,
Ali göründü gözüme.

12 Mart 2007 Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Nefesler | Yorum bırakın

Bektaşi Nefesleri- Seyfullah erenlerden…

Bu aşk bir bahr-i ummandır, buna hadd ü kenar olmaz
Delilim sırr-ı Kur’andır, bunu bilende ar olmaz

Süregeldik ezeliden, pirim Muhammed, Ali’den
Şerab-ı La-yezaliden içenlerde humar olmaz

Eğer aşık isen yare, sakın aldanma ağyare,
Düş İbrahim gibi nare, bu gülşende yanar olmaz

Kıyamazsan baş ü cana, uzak dur girme meydana
Bu meydanda nice başlar ,kesilir hiç soran olmaz.

Hakk ile Hak olanlara, kendi özün bilenlere
Dost yolunda ölenlere, kan bahası dinar olmaz

Bak şu Mansur’un işine, halkı üşürmüş başına
Ene’l Hakk’ın firaşına düşenlerde tımar olmaz

Seyfullah özünde mesttir, pirinden aldığı destdir,
Divane- ra kalem nist’dir, ne söylese kınar olmaz.

20 Şubat 2007 Posted by | Nefesler | 1 Yorum

Bektaşi Nefesleri-Şahi’den…

Kurbanlar tığlanıp gülbank çekildi
Gaflet uykusundan uyana geldim
Dört kapu sancağı anda dikildi
Üryan büryan olup meydana geldim

Evvel eşiğine koydum başımı
İçeri aldılar döktüm yaşımı
Erenler yolunda gör savaşımı
Can ü baş koyarak kurbana geldim

Ol demde uyandı batın çerağı
Üç adım ileri attım ayağı
Rehberim boynuma bendetti bağı
Koç kurban dediler emana geldim

Dört kapu selamın verip aldılar
Pirin huzuruna çekip geldiler
El ele, el Hak’ka olsun dediler
Henüz masum olub cihana geldim

Pirim kulağıma eyledi telkin
Şah-ı Velayet ‘e olmuşuz yakin
Mezehebim Cafer-i sadık-ul-metin
Allah dost Eyvallah peymana geldim

Özüm darda yüzüm yerde durmuşum
Muhammed Ali’ye ikrar vermişim
‘Sekahüm hamrin’anda görmüşüm
İçip kana kana mestane geldim

Yolumuz on İki İmam’a çıkar
Mürşidim Muhammed Ahmed-i Muhtar
Rehberim Ali’dir, sahih Zülfikar
Kulundur ŞAHİ ya divana geldim.

20 Şubat 2007 Posted by | Nefesler | 1 Yorum

Bektaşi Nefesleri – Hasan Dede’den…

Eşrefoğlu al haberi
Bahçe bizim gül bizdedir
Biz de Mevla’nın kuluyuz
Yetmiş iki dil bizdedir.

Hü Ali’m, Ali’m Ali’m Hü Şah’ım Hü,
Hü gerçekler demine Hü…

Erlik midir eri yormak
Irak yerden haber sormak
Cennetteki ol dört ırmak
Çoşkun akan sel bizdedir.

Hü Ali’m, Ali’m Ali’m Hü Şah’ım Hü,
Hü gerçekler demine Hü…

Adem vardır cismi semiz
Abdest alır olmaz temiz,
Hakk’ı dahleylemek nemiz,
Bilcümle vebal bizdedir.

Hü Ali’m, Ali’m Ali’m Hü Şah’ım Hü,
Hü gerçekler demine Hü…

Arı vardır uçup gezer
Teni tenden seçip gezer
Canan bizden kacıp gezer
Arı biziz, bal bizdedir…

Hü Ali’m, Ali’m Ali’m Hü Şah’ım Hü,
Hü gerçekler demine Hü…

Kimi sofi, kimi hacı
Cümlemiz Hakk’a duacı
Rasul’ü Ekrem’in tacı
Aba, hırka, şal bizdedir…

Hü Ali’m, Ali’m Ali’m Hü Şah’ım Hü,
Hü gerçekler demine Hü…

Biz erenler gerçeğiyiz
Has bahçenin içindeyiz
Hacı Bektaş köçeğiyiz
Edep, erkan, yol bizdedir…

Hü Ali’m, Ali’m Ali’m Hü Şah’ım Hü,
Hü gerçekler demine Hü…

Kuldur Hasan Dede‘m kuldur
Manayı söyleyen dildir
Elif Hakk’a doğru yoldur
Cim ararsan Dal bizdedir…

Hü Ali’m, Ali’m Ali’m Hü Şah’ım Hü,
Hü gerçekler demine Hü…

7 Şubat 2007 Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Nefesler | 1 Yorum

Bektaşi Nefesleri- Yunus Emre’den…

Ben bu meclislerde ibretler gördüm
Uyurdum uyandım hep ayan gördüm
Kalbimi nur ile boyanmış gördüm

Muhammed’in kösü çalınır bunda
Ol serverin imsi yad olur dilde

Yürük değirmenler gibi dönerler
El ele vermişler Hakk’a giderler
Gönül kabesinini tavaf ederler

Muhammed’in kösü çalınır bunda
Ol serverin ismi yad olur dilde

Hep turnalar gibi yüksek uçarlar
Kanadile halka rahmet saçarlar
Ab-ı kevser şarabından içerler

Muhammed’in kösü çalınır bunda
Ol serverin ismi yad olur dilde

Derviş Yunus gör ne hal oldu sana
Bu aşkın ateşi dounur cana
Aklını başına devşir divane

Muhammed’in kösü çalınır bunda
Ol serverin ismi yad olur dilde…

7 Şubat 2007 Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Nefesler | Yorum bırakın

Bektaşi Nefesleri- Genç Abdal (Genci)’den…

Bilindiği kadarıyla, 19. yüzyılda yaşamıştır. Doğum ve ölüm tarihleri tam olarak bilinememektedir. Eskişehir’e gelerek burada Seyyid Gazi ve Sücaaddin Veli tekkelerinde bir dönem yaşadığı bilinmektedir.

Önce en begendiğim nefesini sizlere sunmak istiyorum. Sizlerin de beğeneceğinizden eminim…
Günümüzün ahvaline de öylesine uygun ki!… Sanki Genç Abdal bugünleri düşünüp yazmış bu nefesi…


Gaflet uykusunda yatar uyanmaz
Can gözü kapalı gafilan çoktur
Hak sözü dinlemez asla inanmaz
Kalbi çürük fesad cahilan çoktur

Mürşid-i kamile vermez özünü
Gaflet uykusundan açmaz gözünü
Taşdan katı beter söyler sözünü
Bed amelli fesad münkiran çoktur

Nefs atına binmiş gezer boşuna
Hak’sız olanların Hak’ta işi ne!
İblis gibi düşmüş halkın peşine
Şeytan dolabına aldanan çoktur

Bildiğinden şaşmaz nasihat almaz
Aslı münkir olan imlaya gelmez
Hakk’ını yitirmiş kendini bilmez
Nefsiyle oynaşan pehlivan çoktur

Genç Abdal’ım herkes mest olur sanma
Her kurban derisi post olur sanma
Her yüze güleni dost olur sanma
İçi kafir, dışı müslüman çoktur…


Bir nefesini daha sunalım:

Yoğ iken yer ile gökler ezelden
Kudret kandilinde pinhan Ali’dir
Kün deyince bezm-i Elest’den evvel
Alemi var eden sultan Ali’dir

Cebrail’e sordu Muhammed bunu
Nice bin yıl evvel kurdu oyunu
Magribden maşrıka kudret topunu
Atan Muhammed, tutan Ali’dir.

Muhammed Ali geldi dünya yüzüne
Zülfikar’ı çekti kavga yüzüne
Kafirler içinde hava yüzüne
Mancınıkla kendin atan Ali’dir

Binince Düldül’e Hayber’e gitti
Yel gibi o anda menzile yetti
Kafirlere hüner, heybet gösterdi
Kendini kul diye satan Ali’dir

Müminler sırrını ilden sakınır
Kendin bilmezlere sözüm dokunur
Genci Abdal dört kitapta okunur
Evvel-ü ahır-ı destan Ali’dir

5 Şubat 2007 Posted by | Bektaşilik ve Alevilik, Nefesler | Yorum bırakın